2023 © zehirzemberek.com Bahadir Gezer Tüm Hakları Saklıdır.

-Bazı konular var ki, bunlar hakkında bilip bilmeden yorumda bulunmak abes kaçar diye bir tasalanmaya sevk ediyor bünyeyi.

Konu “İnce Donanma”. Bu tamlamayı Google’da yazınca Osmanlı Donanması hakkında siteler ortaya çıkıyor. Maalesef modern bir ince donanma uygulamasına gitmemişiz. Bahane hazır: “Nehirlerimiz buna uygun değil.” Yalan. Ayrıca doğru olsa dahi; uyacak olan tekneyi yap. Laf mı yani?

Lütfen şu fotoğraflara bakınız ve ince donanma diyerek neyi kast ediyoruz bir fikir sahibi olunuz.

İnce donanma demek en fazla 20 asker taşıyan, uçak savar barındıran, tank savar barındıran, karadan karaya top barındıran ve makineli tüfekler barındıran 10 metre civarında uzunluğa sahip tekneler yapmak demek. Modern askeri şartların artık ince donanmaya ihtiyaç duymadığı safsatası koca bir yalandır. Fırat ve Dicle, Ceyhan, Meriç, Sakarya ince donanmanın rahatlıkla kullanılabileceği nehirlerimizdir. Bunun yanında ince donanmamızı yalnızca kendi nehirlerimizde tahayyül etmek hata olur. Bu donanma taarruz anlamında da avantaj sağlayacaktır. Tuna’da, Volga’da ince donanmamız olası düşmanı bertaraf etmekte faydalı olabilecektir.

Eğer bu konuda ustalaşırsak pek çok dost ülkeye ince donanmamızdaki teknelerden satabiliriz. Uzakdoğu ve Orta ile Güney Amerika’da bu tip bir ihtiyaç mevcut.

Evet, tamam; Sahil Güvenlik var. Ve bu güvenlik biriminde hizmet vermekte olan birçok tekne ince donanma sayılabilir. Ve ancak tam olarak öyle olmadığı resimlerden de anlaşılabilir. İnce donanma adına zıt biçimde ağır silahlanmış vaziyettedir. Teknelerin renkleri genellikle var olan coğrafyaya uygun olarak yeşil ya da kahverengidir. Ayrıca top atışlarının isabet oranını oldukça yükselten bilgisayar yazılımları sayesinde ince donanma özellikle işgalci ya da savunmada olan güçlere büyük zorluk çıkarabilir.

Burada Türk’e yeni bir şey önerilmemektedir. İnce donanma zaten özellikle Türk Osmanlı Devleti’nin yoğun biçimde kullandığı bir deniz kuvvetleri birimidir. Yani ortaya atılan fikir yeni bir fikir değil.

Eğer Ukrayna’nın bir ince donanması olsa idi Rus’u durdurmak çok daha kolaylanabilirdi.

“İnce donanma, hareket alanı kısıtlı olduğu için açık bir hedef olmaktan öteye gidemez!” Bu teze katılmamak için sebepler var. Bunların başında gelişmiş silah teknolojisi ve güdümlü atışlar kabiliyetlerindeki hızlı gelişmeler gelir. Yani son model bir taarruz helikopteri ince donanma birimini alt etmeden evvel ince donanma bu helikopteri görüp atışını yapabilir. Uydu ile sürekli bağlantılı durumda olan ve ağır ile orta hafif silahlarla donatılmış bir tekne her düşman için tehlikelidir.

Sanayimiz bunu yapmaya zaten muktedir. Ve hatta endüstrimizi zorlayacak bir proje bile değildir.

 

-Yeni nesil botlar… Hayır postallardan bahsedilmiyor. Su üstü botları. Artık 5 litrelik yoğurt kabı büyüklüğünde kutuların içine botları sığdırıyorlar. Düğmesine bir basıyorsun. Zart diye 5 kişilik bot açılıyor bir anda. Bunu sırt çantanda bile taşıyabiliyorsun. Ayrıca oldukça dayanaklı bir nano kumaştan yapılmış. Kurşun geçirmez. Yani şöyle kurşun geçirmez: kurşunu o kadar geçirgen ki kurşun içinden geçip gidiyor ve botta bir delik oluşturmuyor. Enteresan bir şey.

Bunların gelişmiş versiyonları da var: Gelişmiş su altı odaları. Bir kutunun içine tıpkı bu bot gibi 3m² büyüklüğünde bir oda oluşturacak kadar bir oda sıkıştırıyorlar. Bas-açılsın tip çadır gibi. Bastığın anda açılıyor. Ve bunu su altında kullanabiliyorsun.

Bunların gelişmiş versiyonları da var: Uzayda artık belli yerlere yerleşimin bu yolla yapılması hedefleniyor. Bastığında zırt diye açılan odalar sayesinde uzayda tarım yapılabilecek alan oluşturmaya başlanabiliyor.

Bas-şişsin teknolojisinin bizleri alıp götürdüğü yerlere bakınız.

 

-1 komşumuzda nükleer silaha müsamaha göstermek tüm komşulara nükleer silahlanma müsaadesi vermek olabilir.

 

-F35 Everest’e konsun. Ya da zirveye dokunsun.

 

-Roket akrobasisi. Roketi akrobatik kabiliyetler ile donatmak biraz mantıksız geliyor çoğu duyana. Yani roket nasıl akrobasinin gerektirdiği keskin dönüşler ve frenler ile hız zıplamalarını yapacak ki? Gerçekten de roketlerde ateş sonrası yönlendirme aslında oldukça kısıtlı. En azından bu böyle biliniyor.  

Kendi etrafında dönen roketin daha fazla mesafeyi daha hızlı aldığı biliniyor. Mermi gibi yani.

Bu konu akla şunu getiriyor: Peki ya ülkeler askeri kabiliyetlerini sınasalardı? Yani örneğin roket yarışmaları düzenlenseydi. Belli yerlere hedefler konulsaydı ve her ülke kendi geliştirdiği füze rampaları ile aynı anda ateşleme yapsaydı. Kim hedefini önce vurursa en iyi silaha sahip ülke olarak öne çıksaydı. Askeri yarışlar. Acayip bir konu.

Askeriye oyun mecrası değil. Bu fikir biraz fazla absürt. Peki neden gündeme getiriliyor? Yorgunluktan olsa gerek.

 

-Bir ülkenin başka bir ülkeye (kullanılabilir vaziyette) bir uçak gemisi sattığı vaki mi? Uçak gemisi demek nükleer teknoloji demek.

Uçak gemisi sahibi ülkelerin bazıları şaşırtıcıdır. Örneğin Mısır’ın 2 uçak gemisi vardır. Örneğin Tayland’ın 1 adet uçak gemisi vardır. Fransa’nın 4 adet uçak gemisi varken İngiltere’nin 2 tane uçak gemisi vardır. Japonya’nın 4 adet uçak gemisi vardır. Güney Kore’nin 1 adet uçak gemisi vardır. Rusya’nın 1, Avustralya’nın 2 tane uçak gemisi vardır. ABD ise başka bir kulvardır. 20’yi aşkın uçak gemisi vardır Amerika’nın.

Daha evvel bu konuda bilgilendirme yapılmış olsa da yine hatırlatmakta fayda var: Bir uçak gemisinin günlük sefer maliyeti 6 ilâ 8 milyon Dolar arasında değişmektedir. Yani bir uçak gemisinin yıllık maliyeti yaklaşık 1.18 milyar Dolar’dır. Geminin yapımı yaklaşık 2 milyar Dolar’a mal edilmektedir. Yani 2 yıllık kullanımı geminin kendisinden pahalıdır.

Az evvel bahsedilen ülkelerdeki uçak gemilerinin kimileri nükleer enerji, kimileri fosil yakıt ile çalışmaktadır. Tabii ki hakiki uçak gemilerinin nükleer enerjiye sahip olması beklenir. Çünkü fosil yakıta dayanan bir uçak gemisinin maliyeti korkunç seviyelere ulaşabilir. Ayrıca nükleer enerji ile çalışan uçak gemileri 3-5 yıl limana uğramadan sefer edebilmektedir.

Başta ki soru da işte tam bu gemiler ile ilgili. Kullanılır vaziyette bir nükleer uçak gemisinin başka bir ülkeye satıldığı oldu mu hiç?

Olmuyor. Kimse buna yanaşmıyor.

Hatta ABD bir uçak gemisini hizmet dışına alacağı zaman gemiyi ya parçalara ayırıp imha ediyor, ya da özel koruma sahasına alarak dış gözlem yapılmasına engel oluyor.

Aslında ABD nasıl İncirlik’ten faydalanabiliyorsa Türk jet ve SİHAları’da Amerikan uçak gemilerinden faydalanabilmeli.  Türk Bayrağı taşıyan bir İHA’nın bir Amerikan uçak gemisine iniş yapması aslında hakkında konuşulacak bir olaydır. Bir kere iki ülkenin askeri koordinasyon konusunda ulaştığı mertebenin açık bir delili olacaktır bu.

Bununla beraber Dünya nükleer sızıntı konusunda hep nükleer santrallere yoğunlaşır. Nedense kimse uçak gemilerinden bir sızıntı oluyor mu diye kontrol etmez. Bu da ilginç bir durum.

 

-Sadece bu mecraya odaklanmış bir sanayi teşkilatlanmasına ihtiyaç var: zırh.

Askeri araçları olabilecek en iyi zırh ile donatmak gerçekten kritik bir öneme sahip. Hayalleri sınırlamamaya çalışarak düşünecek olursak; hiçbir tanksavarın zırhını delemediği bir tank zırhı yapmak mümkün müdür?

Zırh denilince akla hemen metal geliyor. Gerçi sıkıştırılmış plastik ve porselen gibi daha birçok madde en sağlam zırhı oluşturmakta kullanılabiliyor.

Ancak bizim ihtiyaç duyduğumuz daha ziyade “güç kalkanı” gibi bir şey. Hani eski uzay filmlerinde olurdu. Geminin güç kalkanları. Bunlar açıksa düşmanın silahları işlemezdi. Ve ancak bu kalkan enerjiyi sömürdüğü için belli bir süre sonra devre dışı kalırdı. Yedek güç kaynaklarını aktive edin! Öhüm… Yani… Zırh sadece somut bir görüntüde olmak zorunda değil. Örneğin çok farklı frekanslarda ses dalgaları örneğin bir tankın etrafında sanki 5 metrelik bir beton duvar varmış gibi koruyabilir tankı. Bu öyle bir şey ki tanka atılan bir havan topu tankın 5 metre uzağında ses dalgalarının etkisiyle patlamaktadır. Yani tankın beşeri zırhına ulaşamamaktadır bile. Bu tür şeyler gerek bize.

Öyle bir zırh yapmalıyız ki bu zırh ile bir kutu yaptığımızda ve bu kutunun içine nükleer bomba koyup kutuyu kilitlediğimizde kutunun içinde patlayan bombanın etkisi hiçbir şekilde dışarı sızmamalı.

Renge duyarlı zırhlarımız olmalı. Tank 5km ötede yeşilken, sahile gelindiğinde kum rengi olabilmeli.

Niye bu kadar acayip yükselişlere geçiliyor? Bunun sebebi şu: Türkiye bu mecrada halihazırda kuvvetli bir yere sahiptir. Türk Malı zırhlı askeri araçlar zaten Dünya’nın dikkatini çekmiş vaziyette. E işin en tepesinde durur hale geliyorsak geleceği ve olabilecekleri de düşünmek yerinde olur.

Türkiye Çin’in yaptığını yapmak zorunda değil. Yani illa taklit edeceğiz diye bir şart yok. Ve şunu unutmamak gerek: bunları öncelikle başkaları için değil, kendi öz silahlı kuvvetlerimiz için yapacağız.

 

-Bölgesel İzleme Ağı. Bölgesel İzleme Ağı Teşkilatı (BİAT). Biat nedir hamd-u senalar olsun herkes biliyor. Ve ancak bu konu aslında pek şakaya gelecek bir konu değildir. Sınıflandırılmış bilgi olması sebebiyle anlatımı da sınırlıdır: Bir bölge düşünmek gerek, örneğin bir sokak. 400 metre uzunluğunda bir sokak. Bu sokağı bölgesel izlemeye aldığımız zaman uzaydaki uydumuzun mercekleri buraya yönelir. Her mm²’ye bir odak düşebilecek seviyede görüntü kabiliyetine sahip izleme gözü sayesinde sokakta saniyesi saniyesine olmakta olan her şey anakaradaki bilgisayar sistemine aktarılır. Sistem anı anına ve sürekli olarak çalışır ve olası gelişmelerin analizini yapmaya başlar. Bir süre sonra sistem sokakta 5 saniye sonra ne olacağını öngörebilecek hale gelir.

Bölgesel İzleme Ağı Teşkilatı ise bu bölgenin 400 metrelik bir sokak değil, Tuna’dan Fırat’a kadar olan coğrafyayı kaplamasını ister. Ve ancak bunun için gerekecek uydunun teknolojisi deveye hendek atlatmaktan zordur.

Bir sineğin gözünü düşünelim. Sanki gözünün içinde onlarca göz vardır. Bunu yapabilmesinin sebebi o gözlerin arı petekleri gibi simetrik olmasıdır. Buna benzer bir felsefe ile bir kamera yaptığımızda bu kamera yüzlerce ayrı noktaya anında odaklanabilirken elde ettiği görüntüleri anı anına bir bilgi işletim sistemine aktarabiliyorsa yapmak istediğimiz şeye yaklaştık demektir. Daha sonra bu milyonlarca farklı noktaya aynı anda odaklanma yapabilen kameraya ultra duyarlı teleskop mercekleri ekleriz. Böylece Dünya’nın dışından, yörüngeden Dünya zeminine odaklama yapabilirler. Bu teknolojiyi ne kadar iyi yaparsak o kadar büyük bir alanı izleyebiliriz.

 

- -“Hilmi! Koçum gel bakayım. Şu bizim Boğazlar’dan geçen gemileri takip için taktığınız çiplerin verilerini bana bir ver bakayım.”

Hangi çipler?

“Yahu her geçen gemiye gizlice yerleştirdiğiniz vericiler işte.”

İyi de biz öyle bir şey yapmadık ki?

“Ulan o zaman hangisi silah sevk etti nasıl anlıycaz?! Uluslararası kuraldan güvertelerine çıkıp aramada yapamıyoruz! Yahu siz ne bokuma yarıyosunuz o zaman?!”

 Bugün 13 Kasım 2022  Pazar   01:11       İstanbul       Bahadır Gezer

Askeri 3

zehirzemberek.com