2022 © www.zehirzemberek.com Bahadir Gezer Tüm Hakları Saklıdır.

-Süreli savaş ilanı diye bir şey duymuş muydunuz? Şöyle ki; söz konusu devlet farklı bir devlete resmi ve basına açık bir biçimde “Eğer bu maddeleri yerine getirmezseniz 10 sene sonra bugün geçerli olmak itibariyle size savaş ilan ediyoruz!” diyor. Biraz şaka gibi bir durum.

 

-Bildiri bombardımanı daima etkilidir. Bildiğin kağıt bildiriler. Bunlardan yüz milyonlarca tanesini gökten köylerin, kasabaların üstüne yağdırınca bunun bir etkisi olur.

Teröristin laftan anlamayacağı doğrudur. Ve ancak yine de bu bildirilerdeki gerçeklerle yüzleşmeleri bile olumlu bir etkidir.

Ne mi yağdıracağız? Mevlâna yağdıracağız. Yunus Emre yağdıracağız. Mehmet Âkif yağdıracağız. Teröristlerin dilinde yazacağız. Teslimiyet isteğini artıran vaâdlerde bulunacağız. “Size kendi toprağınızı vereceğiz. Mahsulünüzü değerlendirebildiğinizden emin olacağız.” şeklinde.

 

-Eli silah tutan her vatandaşa en az bir tane düşecek sayıda tüfek daima cephanede olmalıdır.

 

-Türkiye’nin son 20 yılını alan yönetimin huy edindiği bir vaziyet var: yapılan işlerden payda çıkarmak. Savunma ve Havacılık Dergisi’nin 1999 tarihli Cilt: 13 No: 3 Sayı: 73 basımına baktığımızda Silahlı Kuvvetler’in gündemindeki konunun taarruz helikopterleri olduğu görülüyor. Derginin kapağının hemen arkasında okuru karşılayan ise Erdoğan Taarruz Helikopteri. Bu Erdoğan Helikopteri Projesi’ni ilginç hale getiren ise şu: Üretici ortak firmalar Rus Kamov Şirketi (KA) ile İsrail Havacılık Endüstrileri (IAI Israel Aircraft Industries). Yani Türk, Rus ve İsrail aynı projenin içinde çalışıyor. Bu durum bazı stratejik ortaklarımızı tedirgin ediyor. Erdoğan Taarruz Helikopteri Projesini ve onun temsil ettiği küresel politik duruşu hallaç pamuğu gibi dağıtıyorlar. “Rus ve İsrail ile Türk birlikte iş yapacaklar ha? Hayır. Öyle bir şey olmayacak.” denmiştir. Manidar olsun diye bunun ardından Türkiye’nin başına bir Erdoğan derdi musallat edilir. Erdoğan Taarruz Helikopteri Projesi önemliydi. Çünkü taarruz helikopterleri konusunda Türkiye’nin çeşitli varyasyonlara sahip olmasını sağlayacaktı. ATAK adlı milli taarruz helikopteri projemiz aynı dergide de belirtildiği üzere planlandığı gibi ilerliyor. Evet, 1999’da ATAK helikopteri hakkında beşeri çalışma yürütülmekte. Yani milli taarruz helikopteri projesi AKP’nin oluşmasından evvel ortaya çıkmış bir çalışmadır. ATAK helikopterimiz, modifikasyona çok açık iskeletiyle ve zırh kalitesinden cephane kabiliyetine kadar birçok alanda düşmana parmak ısırtıyor. Bu bir gerçek. Bu helikopterimiz ile ilgili uluslararası savunma dergilerinde ve haber portallarında olumsuz bir yazı çıkmaması bile büyük bir göstergedir. Herkesin birbirinin ürününü kötülemek için göbek attığı bir ortamda ATAK helikopteri övgü dolu makalelere konu olmaktadır. İlk projelendirmesi 1990’larda yapılan bu proje güzel. Ve ancak;

Bu proje yalnız değildi. Bununla birlikte yürüttüğümüz Erdoğan Helikopteri Projemiz vardı. ATAK ile aynı zamanda bu işe baş koyulmuştu. Maksadımız 2 tane ana taarruz helikopteri üretici kuruluşumuz olsun, hem uluslararası pazar payımızı artıralım, hem de silah çeşitliliğimiz olmuş olsun. Ancak Erdoğan Taarruz Helikopteri Projesi Erdoğan Türkiye’ye başbakan olunca yattı.

Bunu nedense kimseler gündeme getirmiyor. Erdoğan Taarruz Helikopteri Projesi hakkında sayısız saat mesai yapılmış, ülkeler arası antlaşmalar imzalanmış bir projeydi. Erdoğan KA-50-2 helikopter projesi unutturulmaya çalışılıyor. Rusya, İsrail ve Türkiye’nin ortak çalışması istenmiyor.

Türkiye’nin son yirmi yılını alan hükümeti olmasa idi bugün 1 yerine 2 tip milli taarruz helikopterimiz olacaktı.

Başarılar hakkında böbürlenmenin yaygın hobi haline gelmesiyle başarısızlıkların üzerini örtme konusunda uzmanlaşılmış.

 

-Türkiye’nin yüksek sayıda yeni F16 satın almak istemesinin altında Türkiye’nin eskiyen F16’ları satma isteği olabilir. Bunlar halihazırda eskidir ve ancak halen oldukça etkendirler. Özellikle Türk Cumhuriyetler’e F16 satışı yapılabilir.

Türkiye; Rusya Ukrayna’ya saldırmışken ABD’ye müthiş bir plase ile gol asisti yaptı: “Ukrayna’ya saldırmak ha? Ben de Türkiye’ye 50 tane jet vereyim de gör bakalım silahlanmak neymiş!” Ve ancak ABD teokratlara karşı çok daha fazla temkinli.

Ayrıca açık konuşmak gerekirse Dünya Amerika’nın F16 imalatını durdurduğunu açıklamasını beklerken Türkiye’den gelen bu yüksek alım talebinin nedeni nedir denilirse sorunun içinde cevabı zaten vardır. Evet F16 devri belki kapanmak üzere… işte tam bu yüzden son F16’lardan kapmalıyız. Çünkü F16 havacılıkta yeri tartışmasız olan bir jet.

Bununla beraber üzerine basa basa söylenmesi gereken şudur: Eğer Türkiye Cumhuriyeti F35 siparişleri için ayırdığı bütçeyi F16 tedariğine yöneltiyorsa bu müthiş bir gaflettir.

 

-Silahların son kullanma tarihi olmalıdır. Tabii ki bu tarihten sonra da çalışmaya devam edecektir. Ve ancak garanti kapsamında olmayacaktır. Bir makine sonuçta. Belli bir faaliyet süresi olacaktır. Eskimemesi mümkün değil.

Kimine göre ise silah kullandıkça açılır. Ne kadar kullanılırsa performansı o kadar artar yani.

Bugün ordusunda İkinci Dünya Savaşı tüfekleri bulunan ülkeler var. Son kullanım tarihlerinin olması yenilenmeleri gerekliliğini canlı tutar.

Bununla beraber silahlar depozitolu olmalıdır. 50.000 tane tüfek aldık. Aradan 20 yıl geçti. Tüfeklerin son kullanım tarihi doldu. İade ediyoruz tüfekleri. Yerine yeni siparişte beşte bir oranında indirim veriliyor.

 

-Askeri anlamda Türk’ün en kalıtsal özelliklerinden biri denenmemiş olanı yapmaktır. Atı ehlileştirmek, karadan gemileri yürütmek, yabancı ülkenin büyükelçiliğini basıp terörist yakalamak vb. Bunlar bize ait olaylar.

Ne yapabiliriz? Delice olsun.

Ne yapabiliriz? “Bizim niye aklımıza gelmedi?” desinler.

Ne yapabiliriz?

Belki okyanus üstü römork gemi yapabiliriz. Arkasına 2 destroyer, 3 kruvazör, 2 tane de firkateyn dizilirler. Zincir ile birbirlerine bağlıdırlar. Tekli sıra halindedirler. Bu kadar geminin Rusya’nın doğusuna gitmesi muazzam bir yakıt gerektirir. Ve ancak okyanus üstü römork gemi tüm bu gemileri çekmek suretiyle gidecekleri yere götürebilir. Hem de çok daha az yakıt kullanımı ile. 7 parça geminin yakacağı yakıt ile bir geminin yakacağı yakıt arasında fark olacaktır. Ve ancak tipik bir Akdeniz donanmasını denizler aşırı operasyon kabiliyetine ulaştırabilecek alternatif yöntemler her ne pahasına olursa olsun iyidir.

Beğenmedin? Peki ya şuna ne dersin; yüzen pistler.

Hani Boğaziçi’nde Galatasaray’ın Su Adası var ya? İşte o hesap. Onun daha büyüğü ve uzunu. Basit ifade ile durum bu. Bir uçak gemisi mi tercih edersin? İki gemi gerektiren bir yüzer pist mi? 2 gemi şöyle ki; bir gemi de vinç donanımı, inşaat kapasitesi vardır, yük taşır. Diğer gemi ise uçak taşır. Ve ancak uçaklara iniş-kalkış imkanı sunan komplike bir gemi değildir bu. Daha ziyade hangarında uçakları taşır. Bu iki gemi Hint Okyanusu’na giderler. Birinci gemi deposundaki dev yüzer panelleri hızla çıkarır. Vinçler yardımıyla 10 tane dev paneli birbirine kenetleyerek suyun üzerine yerleştirir. Oluşan pistin köşelerine ağırlık dengeleyici gülleleride ekledikten sonra ikinci gemi bu piste yanaşır. İkinci gemideki uçaklar piste çıkarlar ve kalkış-iniş yapabilirler. Operasyon 3 saat mi sürdü? Uçaklar iniş yaptıktan sonra birinci gemi pisti bir güzel toplar ve deposuna yükler. Böylece F16 okyanus üstü operasyonlarda rahatça kullanılabilir. Hatta daha ağır tonajlara sahip uçakları bu yöntem ile okyanus üzeri taşıyabiliriz.

 

-Okyanus üstü uçak demişken… TCG Anadolu jetsiz kaldı. Haberlerde “Tank testleri yapıldı! Altay tankları ile müthiş performans alındı!” falan diyor ve  ancak uçak gemisinin uçaklarının olmadığı zemberek gerçeği ortada. Yani “Türkler uçak gemisi yapmış. Ama gel gör ki uçakları yok puhahaha!” biçiminde bir durum var şu an.

Bunun suçlusu yediği içtiği İran’dan gelen cumhuriyet karşıtı teokratlardır. Onlar F35’i aldıkları gibi İran’a gönderecek ve İranlı mühendislerin bu teknoloji harikalarının en ince detayına kadar bilgi sahibi olmalarına imkan vereceklerdir. Bu kesindir. Bu ise Türkiye’nin menfaatlerine aykırıdır. Daha güçlü bir İran Ordusu Türkiye için ancak tehdit olarak algılanabilir.

Ayrıca Türkiye’nin gerekli üstyapıya sahip olmadığını söyleyenler var. Buna göre F35’ler uzayla temas halinde uçaklardır. Uydular ile anı anına bağlantılıdır. Güdümleme sisteminde uzaydan Dünya zemininde bir karıncayı görebilecek netlikteki teleskopların görüntülemesinden faydalanır ve vuruşu yapar.

F35 Projesi’ndeki ülkeler: Avustralya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İsrail, Japonya, Norveç, Polonya, Güney Kore, Singapur, İsviçre, BAE, Birleşik Krallık, Birleşik Devletler ve Türkiye. Kolayca anlaşılabilir ki bu listedeki birçok ülkenin üstyapı sistemi F35’in tam kapasite ile çalışmasına uygun değildir. Hayırdır? Polonya uzay programı mı varmış?

Yani sorun aslında teknik falan değildir. Sorun yurdumuzu bozan teokratlarda. Bağnazlarda, yobazlarda. Sorun onlarda.

“Türkler uçak gemisi yapmış, uçurmaya uçakları yok!”

 

-Suya iniş-kalkış yapabilen uçak yeni bir şey değil. Neredeyse yarım yüzyıldır var bu uçaklar. Peki suya dikey iniş-kalkış yapabilen uçak yapabilir miyiz? Gerçi herkes uçaklar suya iniş-kalkış yapabilse süper olur diyordu. Yine de yapılmalarına rağmen pekte popüler olmadı bu uçaklar. Yani suya dikey iniş-kalkış yapabilen uçak yapsan ne işine yarayacak ki?

“Nasıl ne işine yarayacak? Suda gemiden yakıt, cephane ikmali yapacak. Kalkacak gidecek sonra. Çokta iyi olur yani.”

 

-Her askerimizi tek tek takip edebilen sistem. Yörüngedeki uydu her askeri kolundaki saatten DNA kodu bilgisiyle doğrulama yaparak anı anına termal teleskop kamerayla takip etmekte ve onbinlerce askerin her hareketini her an izlemektedir. A Sokağı’nın girişindeki sağdan ikinci ağacın arkasında silahlı tehdit var uyarısı bir askere giderken 800 km uzaktaki başka bir askere düşman taarruz avcı helikopterlerin yaklaşmakta olduğu ve kendi noktalarına ulaşmalarının 4 dakika süreceği bilgisi aktarılabiliyor.

“E o zaman Cyborg olmuş olmuyor mu?”

Bu durumda savunmanın ihtiyacı Uydu Jammer oluyor. Yani uyduların çalışmalarına engel olacak bir frekans bozucu uydu. Ya da frekans bozucuyu uydu olarak yapmak zor gelirse devasa çanak antenlerle bu takip sisteminin belli coğrafyalarda çalışmasının önüne geçilebilir.

“Adam uzaydan her yeri her an gözleyip ona göre iş yapıyor. Biz buna ne yapalım?” dememek gerekir. Vücudunu alüminyum folyo ile sararsın, göremez uydu seni mesela.

Termal kameralar tarafından görülmeyen üniformaya ne demeli? İçine dalgıç kostümü gibi bir mayo giyiyorsun. Kapalı alandayken dışarıdan görüntülenmen imkansız oluyor.

 

-Askeri mucize: tavuk suyu çorba

 

15 Ekim 2022 Cumartesi   03:18       İstanbul    Bahadır Gezer 
    

zehirzemberek.com

zehirzemberek.com

Askeri 2