2022 © www.zehirzemberek.com Bahadir Gezer Tüm Hakları Saklıdır.

-Son dönemde en dikkat çeken uygulamalardan biri TSK’nin taşınmazlarının satışıdır. Üsküdar Koşuyolu’ndaki askeri lojmanlar yıkıldı. Yerlerine TOKİ ultra lüks yapılar inşa etti. Burada ters olan bir şeyler bulunuyor mu?

Çekmeköy’deki askeri lojmanlar yıkıldı. Yerlerine yine farklı inşaatlar yapılıyor.

Halbuki askeri lojmanların konumlandırması tesadüfi yapılmış değildir. İstanbul’un ve diğer illerimizin çeşitli yerlerine dağılan askeri lojmanların yerleri aslında ince eleyip sık dokunarak tespit edilmiştir. Acil bir durumda askerin hızla mobilize olması ve güvenliği tesis etmesi amacıyla bilinçli ve planlı olarak konuşlandırılmıştır askeri lojmanlar.

Atatürk’ün el yazması not defterlerine baktığımızda örneğin İstanbul ilini, ilçe ilçe ve semt semt  nasıl ele aldığını görebiliriz. Hangi mahallede ne kadar askerin olması gerektiği, hangi semt karakollarında hangi silahların bulunması gerektiği gibi konuları açıklamıştır yüzyılın dehası. İşte bu mantık gibi, askeri lojmanlar ve kışlalar ile üslerin birbirine mesafeleri gibi konuları Türk tesadüflere bırakmamıştır.

Ve ancak son dönemde bu algının ırzına geçildiğini net bir biçimde görüyoruz.

 

-Türk Ordusu’nu kendine karşı bir tehdit unsuru olarak gören yobaz bir kitle vardır Türkiye’de. Onlara göre ordu demek “laiklik bekçisi” demektir.

Bu doğru; milliyetçiliği, halkçılığı, devletçiliği, inkılapçılığı, laikçiliği, cumhuriyetçiliği muhafaza etmek Türk Ordusu’nun görevidir.

Ve fakat bu yanlış değil ki. Laiklik inancı baskı altına almak değildir. Laiklik inancın kamusal sömürüsüne karşı durmaktır.

Örneğin adamın biri sokakta imam cübbesi ile dolaşıyor. Ve imam değil. Bu suçtur. Kıyafet kanunu bunun için vardır. Doktor olmayan doktor önlüğüyle dolaşamaz, avukat olmayan avukat cüppesi ile dolaşamaz, polis olmayan polis üniforması ile dolaşamaz, ilahiyat mensubu olmayan ilahiyat mensubu unsurlarıyla dolaşamaz. Yasaktır.

“Ben” diyor; “Sahabe kıyafeti ile dolaşıyorum.” İyi de sen sahabe değilsin ki! Bu sahabeler üzerinden fayda sağlamaktan başka bir şey değil.

Kamusal alanlarda inanç teşhiri gayri ahlaki bir durumdur. Örneğin bir okul… Eğitmenler dini ikonalar ve semboller ile öğrencilerin karşısına geçmemelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir kıyafet protokolü vardır. Burada Genel Kurul’a inancı temsil eden sembollerle girilemez. Başörtüsü ile TBMM’de milletvekili. Olmamalı. Çünkü o zaman Hıristiyan bir vekilin boynunda dev bir altın haç ile Meclis’e girmesine hangi mevzuat engel olacaktır? Genel Kurul’a mini etekle, saç/sakal birbirine karışmış vaziyette girilmez. Bu teamülleri okumuş olan herkes anlar.

Devlet her inanca eşit mesafededir. Çünkü devlet Müslümandır.

Bunu anlamayan ise Kutsal Kitab’ı anlayamayandır.

Laiklik eşit mesafedir.

 

-T.C. Anayasası’nda Silahlı Kuvvetler’in sorumluluğu iç ve dış tehditlere karşı ülkeyi savunmak olarak tanımlanmıştı. Mevcut yönetim bunu değiştirdi. “iç” kelimesi Anayasa’da bu konu ile ilgili maddeden çıkarıldı.

Bunu ancak kendisinin “iç tehdit” olduğunun farkında olan bir yönetim yapabilirdi.

Bölücü terör örgütü iç tehdit değildir de nedir?

İç tehdit var iken Türk Ordusu’na “Sen karışma” üslubu takınıp Anayasa’yı mahvetmekte nedir?

-Kabul edelim: ordu zayıfladı. 30 sene önceki Türk Ordusu’nun Dünya ile kıyasında ordumuz en güçlü 3-5 ülke arasındaydı.

Ordu 30 sene öncesine göre daha güçlü tabii ve ancak Dünya 30 yılda bizim ordumuzdan çok daha fazla geliştirdi ordularını.

Örneklendirme: Bugünkü Toyota Corolla 30 yıl önceki Toyota Corolla’dan daha iyidir. Ancak 30 yıl önceki Toyota Corolla o günün koşullarına göre bugünkü yeni model Toyota Corolla’dan daha etkilidir. Çünkü bugün Toyota Corolla ayarında birçok araba mevcut.

 

-Son zamanlarda bazı haberler çıkıyor… birileri İsveç üretimi olan jetleri Türkiye’ye yüksek kalite olarak göstermeye çalışıyor. İsveç Malı Typhoon jetlerinin F16 ve F35’i alt ettiğini Türk kamuoyunun bilinç altına işliyorlar.

İsveç’in Araplar’a sattığı jetler ile F35’i sürklâse etmek, bunları kıyaslamak falan bomboş işlerdir ve beyhude göz boyamaktır.

Türkiye’nin yeni göz bebeği TCG Anadolu gemisinde kullanabileceği jetlere ihtiyacı vardır. Bu net bir gerçek. Bu durumda İngiliz Harrier jeti Türkiye’nin kısa orta dönemde işine yarayabilir.

Şunu artık anlamak zor değildir: Akp Türkiye’de iktidar oldukça müttefiklerimiz F35’lerin teslimatını yapmayacaktır. Bunu bizim menfaatimiz için yapmayacaklardır. Çünkü Akp F35’i aldığı anda İran’a gönderecek ve İranlı mühendislerin bu jetin tüm detaylarını incelemelerini sağlayacaktır. Bunu öngörmek için çok zeki olmaya gerek yok. Reza Zarrab (ya da Reza Zaraf mıydı? İşte neyse…) adındaki İranlı kaçakçı yoluyla İran’dan aldığı 87 milyar Euro tutarındaki destek sayesinde Türkiye’de iktidarı 20 senedir rehin alanlar tabii ki F35’i İran’a peşkeş çekebilecektir.

Akp’nin İşid terör örgütüne gizli silah yardımı yaptığını ve Jandarma’nın bu tezgahı bozduğunu hatırlayın.

F35 öyle eften püften bir proje değil. Gizlenme modu, dikey iniş kalkış, göreceli olarak ucuz yakıt maliyeti ve daha bir çok mecrada F35 en üst seviyede bir uçaktır. Bunun teknolojisinin İran’da olması uzun vadede Türkiye’ye zarar verir. Çünkü Türkiye ile İran arasında iyi ilişki demek savaşmama hali demektir. Her ne kadar biz Farslar’ı özel bir konuma yerleştirsekte, tarih göstermiştir ki İran Türk’e karşı dost canlısı bir ülke olmamıştır.

Harrier alalım. Bunu F35’in yerini alsın diye değil, daha ziyade envanterimizde bulunsun diye yapalım.

 

-Uçaklar… Gemiler…

Bunların maliyetleri… Satın alım fiyatları hep muazzam pahalı.

Ancak bunların maliyeti örneğin bir uçağı satın almakla bitmiyor. Bunları kullanmanın da bedeli var. Örneğin F16’nın 1 saatlik uçuşu yaklaşık 4.500-8.000 Dolar civarı tutmaktadır.

Bununla beraber F16 C Viper’ın 1 saatlik uçuşu 22.000 Dolar’ı bulmakta.

F15 ve F22 gibi jetlerin 1 saatlik uçuşu ise 30.000-40.000 Dolar arası değişmekte.

F35’in 1 saatlik uçuşu ise 30.000 $ olarak görülüyor.

Örneğin donanmamızın yeni yüzer üssü TCG Anadolu gemimizin işletim maliyeti nasıl olacak diye öğrenmek isteyenler olabilir. Bu konuda resmi bir açıklama yapılmamasına rağmen şu bilgiden yoksun olmamak faydalı olabilir: sıradan bir uçak gemisinin günlük sefer maliyeti 8 ilâ 9 milyon Dolar arasında değişmektedir. Yani yıllık masraf tutarı 3 milyar Dolar civarında. Uçak gemisini yapmak bir zor, aktif tutmak başka bir zor. Hani bir yazıcı alırsın ve ancak yazıcının mürekkep gideri yazıcıya verilen parayı geçer ya? O misal.

 

TCG Anadolu’dan bahsetmişken bu gemi ile ilgili ön plandaki bazı bilgilerin hatırlatılması faydalı olabilir: TCG Anadolu İspanyol menşeili bir gemidir. Juan Carlos sınıfı bir gemidir. Toplamda 900-1.000 asker barındırabilir. Bununla beraber 46 tane tank taşıyabilir. 30 adet hava aracı taşıma kapasitesi vardır. Bu hava araçları Harrier, F35 ve Sikorsky helikopter gibi araçlardır. Bu geminin ilkinin suya indirilmesi 2009 yılında gerçekleşmiştir. Yani oldukça yeni bir teknolojiyle donatılmış bir gemidir.

 

Başka bir konu ise şu; Sedef Tersanesi artık Juan Carlos sınıfı gemi üretme lisansı olan bir tersane. Yani inşa edip satabiliriz. Peki herkese satar mıyız? Yunanistan’a, İsrail’e satar mıyız?

İspanya’nın olası planı şudur: “Gemileri kendi tersanelerimizde üretmek yüksek maliyetten ötürü aşırı pahalı oluyor. İşçiliğin, çeliğin vs. göreceli olarak ucuz olduğu bir NATO üyesi bulabilirsek üretim hattımızı oraya taşıyabiliriz. İleride İspanyol dizaynlı gemileri farklı ülkelerde üretip donanmamıza katabiliriz.” Bize zarar veren bir algı değildir bu.

 

27 Eylül 2022  Salı   00:36     İstanbul   Bahadır Gezer 

Askeri