-Sebze-meyvede karpuzu dilimle satın alan ülkelere hayret ederken bugün elmayı kilo ile değil, tane ile alır olduk. İnşallah içme suyu mecrasında aynısını yaşamayız.

Bugün evlerimizin kapısına kadar gelen doğal kaynak suyu damacanası ve bidonları aslında nasıl bir lükstür? ABD’de böyle bir sistem olup olmadığından emin değilim. Kaynak suyu yerine çeşme suyunu içmeyi tercih ediyordu çoğunluk.

Yani ABD’de bile durum bu iken bizdekinin kötü gayeliler tarafından hedef bile alınabilecek bir yüksek standart olduğunu anlamalıyız. Tıpkı bir kere de 12 kg karpuz  almanın sağladığı yüksek standart gibi.

İçme suyumuz için oluşturduğumuz ve bize özgü ulusal ağımızı korumanın bilincinde olmamız gerekir. Çünkü düşmanın hedef alacağı özelliklerimizden biri bu.

Sebze-meyvede kazandılar diyebiliriz. 10 Kuruş’a bir limon ne oldu şimdi? Tüketim alışkanlıklarımız değişecek.

Türk Mutfağı denilince akla önce et geliyor. Ve ancak Dünya üzerinde kişi başı et tüketimi en düşük ülkelerden biriyiz. Sıradan bir Amerikan bir Türk’e oranla yılda 15 kat daha fazla et tüketiyor. Tüketim alışkanlıklarımız değişecek.

Daha az yiyeceğiz. Kaliteyi düşüreceğiz. Ucuz diye ithal gıdaya yöneleceğiz.

Ancak bir dakika! İçme suyumuzu mutlaka korumalıyız.

Dünya’da kimse “Türkler plaja ailece giderken iki üç karpuz götürüyorlar! Bütün vaziyette 3 adet karpuz! Bu nedenle önce Türk’ün karpuzunu hedef alacağız! Karpuzlarını alacağız ellerinden! Nıhaha!” dedi mi? “Öncelikli hedeflerimiz arasında Türkler’in karpuz kültürünü erozyona uğratmak bulunuyor.” falan denilebileceğini düşünüyor musun?

Düşün ya da düşünme, artık pazarda dilim karpuz satılıyor. Eskiden de istersen esnaf keser bir dilim verirdi. Ve ancak kimseler dilimle karpuz almazdı.

Kimse içme suyu ağımız hakkında bir şey demiyor. Ve ancak düşmancıl olanın hedefinde olacak ilk sektörlerdendir.

“İstanbul’un çeşme suyu nereden geliyor?”

‘İsveç’ten’

“Anlamadım? İsveç mi?”

‘Evet. İsveç’ten İstanbul’a su boru hattı var. Sadece 3 ülkeden geçiyor: İsveç-Polonya ve Ukrayna sonra Karadeniz’in zemininden İstanbul’a uzanıyor hat.’

“Sen ciddi misin?”

‘Evet.’

“Niye İsveç peki?”

‘Mevsimsel su rezervleri çok değişken. İlkbaharda inanılmaz derecede fazla kar suyu dokunulmadan denize akıyor. İhtiyaç fazlası var yani.’

“İstanbul’un suyu İsveç’ten ha? Yahu Terkos’tan nerelere varıyor iş…”

Eğer karpuzda başımıza gelen içme suyumuzda da olursa gerçekten berbat olur.

 

-İngiltere’de spor klübü almak güzel. Yani Türkiye açısından iyi. Peki İngiltere’de tersane satın almak? Uçak gemisi üreten bir tersaneyi satın almak?

Bu tip bir tersaneyi satın alabilmenin en akla yatkın yolunun önce bir denizcilik firması oluşturup kurumsal yapısallığa geçerek geniş bir taşınmaz ve filo ağı oluşturmaktır. Yani bu firma Türkiye’nin belli başlı tersanelerini satın alır. En az 4 tane 300 metrelik şilep ve tankerde olmak üzere 20’den fazla nakliye gemisini bünyesinde barındırır. Borsa’ya açılır. Kazanır, kazandırır. Ve İngiltere’de başlıca tersanelerden birini satın almaya talip olur.

Çünkü bu tür bir alış-verişte “Ben zenginim. Bana bunu ver.” üslubu olmayacağını düşünmek için zeki olmak gerekmiyor. Yani bir kişinin kişisel servetini ortaya koyarak böyle bir tersaneyi satın alabileceği pek inandırıcı değil.

Tabii ki satın alınan tersanenin arşiv kayıtlarındaki gemilerin pek çoğu yeniden üretilebilecektir. Hatta uçak gemisi bile üretilebilecektir.

 

-Ciddi ciddi ağaç satmak:

“Efendim işte arazimizde 4.800 adet elma ağacı bulunmaktadır. Bu ağaçların her birinin yıllık hasadı şudur. Önümüzdeki 15 yıl için ürün alıcımız sabittir. Ağaçlarımızın tanesinin satış fiyatı listedeki gibidir. İlk arzda 2.000 adet ağaç satılacaktır.” ciddi ciddi…

“3 tane elma ağacı almıştım. Şimdi mesaj geldi… rekolteleri toplam 10 tonmuş. Elmanın kilosu kaç dedin? 40 mı? Oha! 400.000 para ediyor bu lan!”

Niye şaşırdın?

“3 ağaca 6.000 vermiştim ben.”

Ciddi ciddi

 

-İstanbul’un Toprağı’nı satmak. Kârlı bir iş sahası olabilir. Yani 1 litre hacimli metal kutular içinde İstanbul Toprağı kendisine alıcı bulabilir. Yani ben şimdi metal kutu içinde Mekke Toprağı getirsem, kim istemez ki bunu? Kudüs Toprağı satılsa kutu içinde, alınıp içinde domates yetiştirilmez mi?

İstanbul’un Toprağı… Tabii, bizim Alemdağ tarafında bomboş bir arazi var. Oradan aldık toprağı. Premium versiyon toprağımız var: sur dibinden alınmış, bol köpek sidiği kokulu toprağımız. Ya da VIP seviyede toprağımız var Ayasofya’nın bahçesinden alınmış.

Katıldığı cenazelerde merhumun kabrine İstanbul Toprağı eklemek isteyenler olacaktır. Onlar alabilirler mesela. Ya da denildiği gibi; deney bile yapılabilir: Bu domates Berlin Toprağı’nda yetişti, hemen yanında ki bu domates ise Roma Toprağı içinde yetişti. Bu diğer iki fideyi boğarcasına sarıp kocaman domatesleri yapan ise İstanbul Toprağı içinde yetişti…

Yalnız ürün bedava ve ancak metal kutular baya bir para tutuyor. Bir de adam “En az 3 bin adet sipariş olursa olur.” diyor. 3 bin kutu demek 3.000 litre toprak demek. 3 ton toprağı ben nasıl saklayayım, nasıl bir yerden bir yere götüreyim?

 

12 Ekim 2022   Çarşamba    21:49     İstanbul          Bahadır Gezer   

zehirzemberek.com

Ekonomi 2

2022 © www.zehirzemberek.com Bahadir Gezer Tüm Hakları Saklıdır.

zehirzemberek.com