Ukrayna’nın Enerhodar kentinde Rus merkezi yönetimince atanmış belediye başkanı görev almış vaziyette. Kana susamış Putin’in Dünya tarihine hediye ettiği bu yayılmacı işgal savaşı hakkında geçen her gün düşünmemek neredeyse imkansız bir vicdansızlık halini almıştır. Tepki bazen masumiyet, bazen nefret barındırır hâle gelmiştir.

Daha önce söylemiş olduğumu tekrar etmek istiyorum: Putin’in kellesine ölü ya da diri ödül koymayı düşünebilecek bir yapım var. 100 milyon Dolar’ım olsa 50 milyonunu bunun için kullanabilirim. Böyle bir mantık var bende.

Bununla beraber haberleri takip edenler Moskova isimli Rus zırhlısının batırıldığını hatırlar. Peki şu Abramoviç’in yatını batırsa Ukrayna? Rusya’yı bozguna uğramış hissettirmek için etkili bir yöntem olabilir bu.

Savaş’ın atardamarı Kırım’dır. Peki, şunu sormak gerekir: Kırım bir İngiliz’e ne ifade ediyorsa, bir Fransız’a ne ifade ediyorsa Türk için de aynı anlamı taşır diyebilir miyiz? Bir Alman’ın Kırım hakkında hissettiği ile Türk’ün Kırım hakkında hissettiği aynı olabilir mi? Yoksa Kırım’daki kültür mirasımız halen canlı mıdır? Biz Kırım’dan elimizi kolumuzu çeksek, Kırım bizi unutur mu? Yarım milenyumdan fazla Türk Sancağı olan Kırım bizi unutur mu?

Kırım konusunda Türkiye pasif kalmamalıdır. Kendi tezimizi oluşturabiliriz: Kıbrıs adasında 3 tane garantör ülke vardır; bunlar Yunanistan, İngiltere ve Türkiye’dir. Buna benzer bir çözümü Kırım için Dünya kamuoyuna teklif edebiliriz. Kırım’da bağımsız bir cumhuriyet kurulur ve bu Kırım Cumhuriyeti’nin garantör ülkeleri Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin tümü olur. Türkiye’nin etki alanında sümsük bir tavır sergilemesi ve pasif kalması bölgede kaosa sebep oluyor.

Haritaya bakan herkes görebilir: Rusya ile Akdeniz arasında ki yegâne engel Türkiye’dir. Rusya daha evvel olduğu gibi, Akdeniz hedefine Balkanlar üzerinde hakimiyet kurarak ulaşmayı deneyebilir. Ya da bu sefer Türkiye’ye sataşmayı deneyebilir. Her ihtimalde unutulmaması gereken şudur: Rus Akdeniz’e ulaşana kadar yayılmacı işgal siyasetine ara vermeyecektir.

Şimdi, burada bir görüş ayrılığı var. Rus’a göre Ukrayna’da geçirilen her gün ve saat Rusya’nın Ukrayna egemenliği sağlamlaşıyor. Bana göre ise Rusya’nın işgalinin devam ettiği her yeni gün NATO’nun savaşa direkt müdahil olma olasılığını artırıyor. Çünkü NATO üzerinde insani bir baskı oluşuyor. NATO sanki her geçen gün savaşa müsaade ediyormuşçasına bir stres odağı haline geliyor. “NATO olaya karışmadı… demek ki karışmayacak...” biçiminde algı hatalı olabilir.

Savaşın gidişatında uluslararası anlamda kitlelerin Dünya’nın dört bir yanında meydanları doldurup tepki göstermesi etkilidir. Barışsever sivil toplum örgütleri bu konuda sürekli aktif olmalıdır. Rus elçiliklerinin önünde çadırlar kurulmalıdır. Rus kanaat önderleri ve popüler isimleri savaşa karşıt tutum ortaya koymalılar. Sharapova’dan “Ben bu savaşa karşıyım.” açıklaması gelmelidir örneğin.     

Açıkça konuşmak gerekirse; ben Amerika’yı severim. 7 yılımı orada geçirdim. Suyuyla yıkandım, yemeğiyle karnımı doyurdum, sevdim… Benim bunları 7 yıl boyunca yaptığım yere ters gitmem eşyanın tabiatına aykırı. Toprağa saygı, göğe, suya saygı bunu gerektirir. Ancak Türkiye’nin herhangi bir mecrada hakkına yan gözle bakılmasına kimden gelirse gelsin karşı dururum. Bildiğin Türk’üm. Şöyle bir tablo var: Amerika kuzeyden Afganistan, batıdan Irak olmak üzere İran’ı kuşatıyor. Aynı esnada Rusya kuzeyden Ukrayna, güneyden Suriye ile Türkiye’yi kuşatıyor. Ve etki çapı küresel olan stratejist Samuel P. Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” adında kitaplaşmış teorisi var. Yani Batı Küre’nin İslam Medeniyeti’ni rakip ve hatta düşman olarak gördüğü anlayış. Türkiye ve İran. İslam Alemi’nin temel ülkeleri. Rusya ve Amerika… yoksa arada gizli bir ittifak mı var? “Sen İran’ı hallet, sen Türkiye’yi hallet… böylece tarih boyunca hep genişlemiş olan İslam coğrafyası daralsın.” Huntington’un yanıldığını düşünmekle beraber yaptığının bir uyarı olduğunu, bu teoriye hayatını adamış insanların varlığı hakkında bir hatırlatma olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Çıldırmak: “Ukrayna’ya nükleer silah vermeliyiz.” Ne dersiniz? Savaş halindeki ülkeye nükleer silah mı verilir? Verilir mi? Başka türlü Rusya ile askeri anlamda nasıl rekabet eder halde olunacak?

Çıldırmak: “Ukrayna’ya uzay menzilli füze sistemi verelim.” Rus istihbarat/muhaberat uydularının vurulması. Rusya açısından maddi kayıp muazzam olur. Bu yolla Rusya’ya şantaj bile yapılabilir. “Bak indiriyorum bir uydunu daha? Çıkın Mariupol’den. Yoksa indiriyorum 2 milyar dolarlık uydunu aşağıya! Çabuk lan!”

Sakinleşmek: “Hastane uçağı ve hastane gemisi gerekli. Ukrayna’ya bunları gönderelim.” Hastane uçağı mı? Hastane ambulansını duymuştum. Ve ancak hastane uçağı… Yani bir hastane sığar mı ki uçağa? Örneğin Airbus A340 güvertesini 100 yataklı bir hastane yapabilir miyiz? İçine en son teknoloji tıbbi teçhizat ve ekipmanı döşeyebilir miyiz? En zorlu ameliyatlara imkan tanıyacak ortamı oluşturabilir miyiz uçakta? Eğer yapabilirsek bunun hayat kurtaracağı kesin. Yani muhakkak insan hayatı kurtulacaktır. Peki ya gemi hastane gönderebilirsek nasıl olur? Örneğin Mavi Marmara gemisini tam teşekküllü bir hastane haline getirsek? 300 yatak olsa? Yanaşsa Kırım’a ve sağlık hizmeti sunsa? Da; Kırım’a nasıl yanaşacak? Rusya Ukrayna’nın Karadeniz kıyısı ile bağlantısını koparıyor.

Bunların yanında şu gerçek var: Rusya sanki Ukrayna’yı köşeye sıkıştırmak istemiyor. Dünya’nın gözü önünde Ukrayna’yı acımasızca ezmek istemiyor ve Ukrayna kendisine direnebiliyormuş gibi bir izlenim vermeye çalışıyor. Bu aslında Rus propagandası. Rusya’daki devlet medya kuruluşlarının yayınlarında dile getirdiği bir zırvalık.

Ukrayna’daki savaş ile ilgili Kurtuluş Savaşı’ndan alınabilecek dersler olduğu kanaatindeyim. Örneğin yurt içinde silah sevkiyatı. Yani sadece gemi ya da uçak ya da araba veya kamyonla değil; hayvan ile. Hayvan dağlardan tepelerden gider. Yol gerekmez. Bir nevi Kürt asıllı PKK teröristlerinin sınır kaçakçılığında yaptığı gibi. Hayvan ile yapılan sevkiyat kara yolu denetimlerinide bertaraf eder. Saptanması, yakalanması zordur. At, sığır, eşek… Bu bağlamda Ukrayna’ya canlı hayvan gönderebiliriz belki.

Çıldırmak: “Gök mayını! Uçan şeffaf bir balon… Açılan dev bir şeffaf balık ağı var… Bu ağa deyildiğinde  canavarca patlıyor.” Yapılabilir olsaydı şimdiye kadar yapılırdı. Değil mi? Yani başka ne denir ki buna?

Çıldırmak: “Şöyle bir harekata ne dersin? 2.000 Rus askeri karargahta toplu olarak akşam yemeğine oturur. Bir hangar dolusu asker. Ani baskın! Kapıları kitleriz ve içeri bayıltıcı gaz veririz. Sonra Rus askerleri böğürtlen toplar gibi toplarız ve bunları savaş esiri ilan ederiz. Rus iade ister. Rus’a karşı pazarlık kozumuz olur.” Yahu demeyeyim diyorum ama yav iki bin kişiyi nasıl kaçırırsın be? Dünya tarihinde olacak şey değil bu be! İki bin tane asker nasıl kaçırılır kanlı ve canlı bir biçimde be?

Şunu umarım herkes anlıyordur: Sadece Amerika’nın resmi istatistiklere göre Ukrayna’ya gönderdiği silahın en az 5 misli Amerika’dan Ukrayna’ya ulaştırılıyor. Yani Amerika “5.000 Javelin tank savar sistemi gönderdik.” diyorsa anla ki 25.000 adet Javelin silahı Ukrayna’ya ulaşmıştır.

Kritik bir nokta şudur: Ukrayna yalnız kalmak zorunda mı? İttifak kurması imkansız mı? Örneğin Brezilya ile, Avustralya ile müttefik olunamaz mı? Bu ülkelerin donanmaları Karadeniz’de Ruslar’ın canını yakabilir. Ayrıca bu olası müttefikler sağlamdadır. Yani Rus’un kendilerine saldırmasının yolu neredeyse tamamen yoktur.

Ukrayna ikircikli bir tavır sergiler mi? Örneğin Ruslar’a “Sizin uluslararası spor müsabakalarından men edilme yaptırımınızı kaldırtabiliriz. Tabii karşılığında kuzey doğu sınırlarımızdaki tüm yerleşim birimlerimizden geri çekileceksiniz.” biçiminde bir yaklaşımda bulunur mu Zelenski? Ukrayna’nın menfaatine olduktan sonra bence bunda bir sorun yok.

Ancak lütfen kritik nokta unutulmasın: ABD’nin Bağımsızlık Savaşı’nda müttefiki okyanus üstü bir güç olan Fransa idi. Yani destek okyanusun öte yanından geliyordu. Bugün Brezilya’nın, Arjantin’in, G.Afrika’nın, Avustralya’nın Ukrayna ile ittifak kurmasına engel bir durum yoktur. Bu sayılan ülkeleri riske sokmak olmayacaktır. Çünkü hepsinin coğrafyasına bakıldığında Rusya’nın kapsama alanının dışında kaldıkları görülür.


Bugün 13 Temmuz 2022   Çarşamba      20:55         İstanbul     Bahadır Gezer 

Türk Birliği Bayrağı Bahadır Gezer

Aheste aheste… Çaktırmadan… İnce ince…

Dünya tarihinde pekte sık rastlanmayan bir durum var: ABD Ukrayna’daki savaşa her gün biraz daha giriyor. Her gün biraz daha askeri yardımı Kiev yönetimine ulaştırırken Rusya’yı yıpratıcı adımları atmaktan çekinmiyor. Ancak bunu öyle bir tempoda yapıyor ki ABD’nin Ukrayna’da net bir taraf olduğunu sezinleyemez oluyoruz.

Amerikan füzelerinin Rus karargahlarını dövdüğü hakkındaki haber aslında bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Amerika Ukrayna’da. Ancak yavaş yavaş… kademeli kademeli giriyor Ukrayna’ya ABD.

Putin bunu görüyor. Olanların ve olacakların farkında. Ancak ABD’ye karşı herhangi bir yaptırım yetisi yok. ABD’ye herhangi bir nota da veremiyor. Amerikan silahları istilacı Rus birliklerini tarumar ediyor ve Moskova yönetimi bunu sineye çekmekten başka bir şey yapamıyor.

Belki şöyle bir yol izlenir; ABD en şahanesinden iki destroyeri Ukrayna’ya “satar”. Gemiler İstanbul’a gelir. Ukraynalı personel İstanbul’da gemileri teslim alır. Ve bu yüzen kışlalar Kuzey Karadeniz sahillerinde örneğin Kırım’a yerleşmiş Rus birimlerini vurur. Tüm bunlar 1 hafta içerisinde yapılabilir. Savaşın neredeyse 20 haftadır sürdüğünü unutmamak gerek.

Bu arada IMF ya da Dünya Bankası’nın “Ukrayna’ya koşulsuz, faizsiz, açık kredi” verdiğini açıklaması Rusya’da moralleri hırpalayacaktır.

Peki şu kurguya ne demeli; Ukrayna Dünya Bankası’ndan ucu açık ve limitsiz kredi alınca nükleer başlıklı misil edinir. Rusya’ya işgali bir an evvel durdurmazsa bu silahın kullanılacağı ültimatomu verilir. Rusya üzerinde büyük bir uluslararası baskı oluşturulur. Savaşın başından beri aslında Rusya’nın yanında duran Çin bile “Kardeşim, çık şu Ukrayna’dan… İş sarpa sarıyor…” diyecektir. Dosttan düşmandan gelen tüm bu küresel baskı belki de Ruslar’ın geri çekilmelerini sağlayabilir.

Bir de asıl konulardan biri şu: silah alıp satmak… Yani şu anlamda; Örneğin Etiyopya gidiyor ABD’den F16 istiyor. ABD diyor ki “Olmaz.”. Etiyopya diyor ki “Parasıyla değil mi kardeşim?”. ABD diyor ki “Parası tamam. Ama sen demokrasi değilsin. Diktasın. Despotsun. Saldırgan ve baskıcısın. Olmaz… Sana F16 falan veremem.” İşte bu noktada Türkiye işe dahil oluyor. F16’ları biz satın alıyoruz ABD’den ve bu F16’ları ABD’nin sattığı rayicin üzerinde bir fiyatlandırma ile Etiyopya’ya satıyoruz. Nasıl iş? Kebap. Hem bu sadece F16 ile sınırlı değil. Daha nice şey var alıp satabileceğimiz. Bu kadar sığ olunur mu acaba yahu?

Önümüz yaz. Savaşın ne kadar süreceği belirsiz. Ruslar Ukrayna’da kış koşullarında herhangi bir deneyim yaşamadılar. Coğrafya her ne kadar Rusya’nınkine benzese de arazinin şartları ve avantajları konusunda bilgili olanlar Ukraynalılar’dır. Özellikle Rus birliklerinin ısınma kabiliyetlerini bozmak (anayurtlarından petrol, kömür ve gaz sevkiyatlarını durdurmak) ve Ruslar’ın donmasını sağlamak akılcıl olabilir.

Önümüz yaz. Yaz mevsiminde kışta ne olurun derdinde olmak. Savaş ayrıca bir imaj mücadelesi. Rusya “başarılı” imajı oluşturmak için elinden geleni yapıyor. Ve fakat bu her geçen gün Rus askerlerinin öldüğü gerçeğini örtemiyor.

Bu esnada bireysel tepki eylemleri belki yapılabilir. Örneğin Moskova’daki Amerikan Elçiliği bahçe sancağına Ukrayna Bayrağı çekilebilir. Ya da birileri Rusya Devlet Bakanlıkları’ndan birinin bahçesindeki bayrağı Ukrayna Bayrağı ile değiştirebilir. Savaş esnasında Rusya tarafı savaştan kaçan Ukraynalılar’ın Rusya’ya geliyor olmasıyla övünüp durdu. Bunu zorlayarak yapıyor olması bir şey değiştirmiyordu. İşgal ettiği ülkenin vatandaşları Rusya’ya geliyorlarsa bu Rusya’nın “medeni” olduğunun göstergesiydi. Şimdi Rusya’ya göçe zorlanan onbinlerce Ukraynalı’dan binlercesi Moskova’da Ukrayna Bayrakları ile tepkilerini gösterseler ne olur?

Rusya’nın görsel savaş lansmanı için ABD’nin Irak’ta izlediğine benzer bir prosedür uygulama hevesinde olduğu görülebilir. Amerika’nın Saddam Hüsein’in o meşhur heykelini alaşağı ederek savaşın sonucunu görsel olarak tüm Dünya’ya ve Irak’ın kendisine göstermesi, sonucun netliği hakkında simgesel belirleyici rol üstlenmiştir. Peki Rusya Ukrayna’da neyi yıkmak, neyi tarumar etmek hevesinde olabilir? Saddam’ın heykeline benzer bir sembolik heykel mi? Ya da işi iyice abartıp Ukrayna Parlamentosu’nu yıkmaya girişebilir mi?   

Diğer bir mevzu ise mülkî haklar konusu… Milyonlarca Ukraynalı sahibi olduğu evi bırakıp başka bir ülkeye iltica etti. Peki bu insanların Ukrayna’da sahip oldukları mülk hakkında durum ne olacak? Örneğin eğer evleri yıkılmış ya da yaşanmayacak derecede hasar almış ise sigorta kurumları devreye girip kaybın finansmanını üstlenecek midir?

Peki ülkeleri sigortalamak mümkün müdür? Savaş ya da kıtlık ihtimalinden dolayı devlet uluslararası bir kuruma gider ve der ki “sigortam ol”. Bu bağlamda sigorta için az miktarlarda ve süreli olmak üzere ödemeler yapar. Uluslararası sigorta ise risk değerlendirmeleri doğrultusunda bu devleti doğal afetler, savaşlar gibi durumlar için sigortalar. Ülkede 6 şiddetinde deprem mi oldu? 50 milyar $ anında afetzede devlete aktarılır. Uluslararası sigorta aktarır yani. Olur mu böyle?

Çılgınca… Ukrayna iki tane savaş gemisinde bir alay piyade ile Boğaziçi’nden geçip daha sonra Süveyş Kanalı aracılığıyla Hint Okyanusu’na çıksa ve buradan Pasifik Okyanusu’na doğru yol alsa ve ardından Rusya’nın doğu kıyılarına ulaşsa ve buradan Rusya’ya saldırsa nasıl olur?

Rusya işgal etmiş olduğu alanın sınırlarına duvar inşa etmeye kalkar ve bu yolla Ukrayna’dan toprak koparmaya kalkarsa böyle bir uygulamanın başarıya ulaşmaması için her şey yapılmalıdır.

Dünya “Ukrayna’daki savaştan daha önemli sorunlarımız var.” diyememelidir. Milletlerarası terörün ve haksızlığın göz ardı edilmesi ihtimali kabul edilemez. Gazze’ye yardım için yola çıkan ve Türkiye’deki mevcut yönetimce yüz üstü bırakılan Mavi Marmara girişimine benzer bir barış eylemi gerçekleştirebiliriz. Hatta yine Mavi Marmara ile Kırım’a gidebilir özgürlük, bağımsızlık ve insanlık yanlısı barışseverler.

Haklı olan Ukrayna, kazanan oldu sonunda…

Diyebilmek umuduyla

Bugün 28 Haziran 2022    Salı      05:42     İstanbul     Bahadır Gezer

Savaşın başlamasının üzerinden aylar geçti. Milyonlarca Ukraynalı evinden oldu, yüzlercesi çocuk sayısız sivil katledildi. Yaşam alanları ve evler yıkıldı. Dükkanlar yağmalandı. Ve anlaşılan o ki Rusya daha fazla ilerleyemiyor. Kiev’in batısına geçmek konusunda Putin’in tereddütleri olduğu net. Bunun sebebi büyük ihtimalle ABD Başkanı’nın kendisine telefonda “Kiev’i geçerseniz tüm Batı’ya yönelik bir tehdit haline gelirsiniz. Müdahale etmememiz imkansız olur.” itirafında bulunmuş olması olabilir. Bunun yanında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin cefakar çabası da Ruslar’ın ilerlemesine çekilmiş bir set.

Artık Dünya olarak şu beklentiye girmiş vaziyetteyiz: Ukrayna ne zaman taarruz edecek? Ukrayna taarruz edecek mi? Doğrusunu söylemek gerekirse Ukrayna’nın şöyle bir amaç taşımadığını biliyoruz: Rusya’nın içine doğru Ukrayna sınırlarını genişletmek. Ve ancak şunu da göz ardı etmemek gerek: Ukrayna’nın Rusya’dan toprak alabilmek için bir savaş başlatması çok abes olurdu. Anca eğer Ruslar böyle bir savaşı başlatırlarsa bu tip bir seçenek ortaya çıkabilir. Yani ortada bir savaş zaten olduğuna göre Ukrayna’nın genişleme planı yapması aslında çokta gerçek dışı olmaz.

Ukrayna’nın taarruzu için zamanlama çok önemli. Önce Ruslar’a mümkün olduğu kadar çok kayıp verdirilmeli ve Rus ordusu hırpalanmalı ve yorulmalıdır.

ABD’nin savaş esnasında uyguladığı bir yöntem vardı: saatli bombardıman. Evet; bombardıman yapılmadan evvel sivil kayıpların azaltılması için bombalama zamanı önceden açıklanırdı. Düşmana hazırlık yapma şansı veren, fazlasıyla iyi niyetli bir uygulama. Ancak böyle bir şey var.

Zelinski kalkıp “2 gün sonra, Salı günü saat 15:00’te Moskova’yı vuracağız.” der ise ne olur? Ukrayna’nın şöyle bir avantajı var: Rus başkenti çok uzak değil. Gerçekçi olalım: Eğer Kazakistan ile Rusya arasında askeri bir sürtüşme olsa Kazaklar’ın Rus başkentine yürümesi Ukrayna’ya göre daha zordur. Mesafe daha çok çünkü.

Bu arada Ukrayna’nın komutanları hangi seviyede? Yani, daha önce savaş görmediklerini tahmin etmek zor olmasa gerek. Aslında Ukrayna’nın tecrübeli komutanlara ihtiyacı olduğunu düşünmek oldukça doğaldır. Bu durumda yakın bir zaman önce şehir içi askeri operasyon yürütmüş olan TSK komutanları ön plana çıkabilir. Türkiye daha birkaç yıl evvel kapıdan kapıya askeri harekat yürütmüştür. Sonuç başarıdır. ABD’de Irak’ta kapıdan kapıya savaşmıştı. Yani Ukrayna eğer onay verirse şu anda en önemli yardım unsurlarından birinin komuta aşamasında Ukrayna’ya verilecek destek olduğu görünür. Yani Türk komutanların Ukrayna Ordusu için sahada olması sonucu olumlu etkileyecektir. Burada kafadaki soru işareti şu olacaktır: Rusya bu tür bir yaklaşımı direkt olarak savaşta taraf olmak olarak algılar mı? Evet silahlar mühim, evet elektronik ve gıda ihtiyaçları kritik… Ve ancak komuta aşamasında tecrübeli askerlerin olması ciddi bir ihtiyaçtır.

Savaşın içinde olmamak bazen savaş hakkında ki düşüncenin daha özgür olmasını sağlayabiliyor. Önerilmeyen ve dillendirilmeyen bazı seçenekleri göz ardı etmemek gerekli. Örneğin Kırım konusunda Hong Kong yolu izlenebilir mi? Hatırlarsak Britanya Hong Kong’u Çin’den kiralamıştı. Peki Rusya’ya Kırım’ı kiralama hakkı verilmeli midir? Eğer böyle bir şey yapılırsa kim Rusya’nın İngiltere gibi sözünde durup iade zamanında iadeyi gerçekleştireceğinin garantisini verebilir ki? Gerçekten, kim verebilir bu garantiyi? Örneğin G7? Ya da G20? Ya da AB veya NATO? Garantörün kabiliyetleri bu tür antlaşmayı koruyabilir mertebede ise bu konu aslında yapılması imkansız bir uygulama değildir.

Her koşulda, ne olursa olsun; Ukrayna ile Rusya arasında antlaşma olacaksa, önce Rus işgali sonlanmalıdır. Ukrayna, Rus askerlerinden arınmadan yapılacak bir antlaşma sadece ve yalnızca Rusya’nın dayatmalarını kabullenme içeriğinde olacaktır.

Sivil Eylem Planı. Konu savaş olduğu için askeri düşünme teamülünde olduğumuz belli. Hepimiz askeri haberlere, kayıplara, çatışmalara odaklıyız. Bizim için belirleyici olan bu.                                                                                       Peki şu aklımıza hiç geliyor mu? Bu savaşı sivillerin bitirebileceği? Dünya’da milyonlarca insan aynı anda Ukrayna için sokaklara ve meydanlara dökülse. Gösteriler ve protestolar aylar sürse? Sokaklara dökülen onbinlerin (ve birlerin) tankları durdurabileceğine Dünya defalarca tanık oldu. Anlatılan olanaksız bir durum değil.

Dünya’daki tüm Rus elçiliklerinin önünde binlerce insan olduğunu, küresel çapta milyonlarca insanın günlük yaşantısını bu savaşı durdurmaya adadığını görürsek bu tip bir baskıya hangi işgalci katlanabilir ki?

 

Tabii ki genel çaba Ukrayna’nın bu badireyi sağ salim geride bırakması hedefli düşüncedir. Yine de kötü ihtimallerden de bahsedilmesi gerekiyor: Ukrayna başkentini daha Batı’ya taşımalı mıdır?

Biz taşıdık. İstanbul’dan Ankara’ya geçtik. Kabullenelim; tamamen tercihen yapılmış bir değişiklik değildi. Şartlar bunu gerektirdi. Güvenlik bunu gerektirdi. Ankara’yı Allah korusun, işgal etmek isteyen olursa öncesinde tüm Anadolu’yu ele geçirmelidir. Ülkenin coğrafi olarak tam merkezindedir Ankara.

Taktiksel olarak bu yapılabilir. Kiev’den çıkıldığında, Rus Kiev’i açık görecek ve şehirde kontrolü ele geçirmek isteyecektir. Burada şehir içinde çok sağlam bir direniş sergilenebilir. Ruslar’ın Kiev’i ele geçirmek uğruna yoğun kayıplar vermesi sağlanabilir. Yanlış anlaşılmasın; Kiev’i yem olarak kullanmak değil niyet. Ve ancak koşullar bunu gerektirirse bu aslında faydalı olabilir. İstanbul’a odaklanmış itilaf devletleri Anadolu’da zortlamıştır.

 

Savaşı Ruslar başlattı, Ukrayna bitirsin inşallah.


 

3 Eylül 2022  Cumartesi  18:34     İstanbul    Bahadır Gezer     

Savaş Sayfa 2:

Geride bırakmakta olduğumuz ay boyunca Ukrayna’daki savaş kendine kalıcı bir yer edinme temayülü içerisindeydi. Rusya kendine sürekli çatışma içerisinde olacağı bir saha arayışı içerisinde. Eğer bu sağlanırsa devletin militarist yapısının sürmesi için meşru sebep ortaya çıkmış olacaktır.

Savaşın herhangi bir yerde kalıcı ve sürekli olması can yakıcı bir durum. Rusya’nın bu “operasyon”a ne kadar devam edebileceği bir soru işareti. Ayrıca Batı Küre’nin ekonomik yaptırımlarının etkilerinin açık bir biçimde görülmesi için en azından 1 sene geçmesi gerekiyor. Yani en azından böyle görünüyor. Yine Batı’nın Ukrayna’ya yapmakta olduğu yardımlar (teknik ekipman, silah, mermi, tıbbi malzemeler vb) şöyle bir tablo ortaya çıkarıyor: Rusya her gün zayıflarken Ukrayna her gün kuvvetleniyor. Ukrayna sanki kar toplayan Güneş gibi… Uluslararası yardımları düzenleyerek planlamasını yapıyor.

Tarih birçok kez göstermiştir ki; büyük zaferler bazen daha evvel görülmemiş veya çok nadir uygulamalar ile kazanılır. Fatih Sultan Mehmet’in gemileri Galata’da karadan yürütmesi insana delice gelebilir. Ve zaten öyledir. Yani bazen delirmek gerekir.

4000 tane uzaktan kumandalı model araba. Bunlara bomba yerleştiriyoruz. Sonra bunlara kirpi kamuflajı yapıyoruz. 10-15 metre mesafeden bakıldığında aynen kirpi gibi görünüyor. Bunları tek tek coğrafyamızın çeşitli yerlerine konuşlandırıyoruz. Yaklaşık 500 km² büyüklüğünde bir alanda 4000 tane pusu yeri kurmuş oluyoruz. Ruslar askeri sevkiyata başladıklarında tüm kirpilerimizi aynı anda bu 500 km²’lik alanın çeşitli yerlerindeki Rus mekanize birliklerine yönlendiriyoruz. Tankın içindeki asker önündeki asfalt yolda kirpiyi görmesine rağmen kirpi olduğu için kimse bunu önemsemiyor ve kirpi aracın altına girdiğinde gümlüyor. Tüm kirpiler aynı anda saldırdığı için Rus ne olduğuna ayamıyor. Tabii 500 km² alan içinde en azından 30-40 Rus tankını, 50-100 Rus zırhlı nakliye aracını aynı anda imha edebilmeyi hedefleyen bir saldırı biçimi bu. Binlerce kirpi ile aynı anda Ruslar’a saldırıp bir anda büyük kayıp vermelerini sağlamak. Komik, saçma, çocuksu, delice, mantıksız… Belki… Ve ancak ya ihtiyaç duyulan da tam da bunlarsa? Sonuçta trajikomik bir dramı milyonlarca insana dayatan ergen çocuk zihniyetine sahip Putin’in açtığı bir savaştan bahsediyoruz. Anladığı dilde yanıt verilmesi gerekiyor olabilir. Bazı savaşlar sadece o savaşa özgü bazı hamlelere sahne olabilir. Daha evvel görülmemiş harekatlar olması ihtimali aslında çokta düşük değildir.

Putin’in Ukrayna’ya açtığı bu savaş ile ilgili aslında insan aklının alması oldukça zor olan bazı noktalar var. Bunlardan biri “Sürpriz Savaş” algısı. Binlerce yıllık uygarlık tarihinde çeşitli kültürler birbirleriyle sayısız kere savaşmışızdır. Bu tarih akışına baktığımız zaman tüm savaşların hikayeleri birbirine benzer. İki otoriter güç olan devlet birbirleriyle çekişmeye girer. Sonra elçiler iki devlet arasındaki diplomasi trafiğini gerçekleştirirler. İki devlet birbiri ile restleşmeye başlar. Sonra savaş tehditleri savrulmaya başlar. İhtar verilir. Gerekirse bir daha ihtar verilir. Ve halen antlaşma sağlanamadıysa savaş ilanı yapılır ve iki ülke savaşa tutuşurlar. Yani savaş aslında girizgahı, gelişmesi ve sonucu olan bir süreçtir. İşte Putin’i manyak statüsüne koyan durumlardan biri de bu. 1 ay içinde Ukrayna ile kriz başlatıp zart diye işgal harekatına girişti! Tıpkı Pearl Harbor’da ABD Ordusu’na aniden saldıran Japonya gibi. Bunun adı sürpriz savaş. Askeri kodda yeri olduğunu sanmıyorum. Biraz onursuz görünüyor. Aniden savaş açmak.

Asıl konu ise şu: Avrupa Birliği Ordusu. Euro Army. Nedense herkes söz kesmişçesine bu konuya değinmemek için ekstra çaba sarf ediyor. Yahu 30 yıl önce bir AB vizyonu vardı. Buna göre AB kendi ordusunu kuracak ve kıtasal güvenliğe bu sayede katkıda bulunacaktı. Hani? Ne oldu? Herkes varsa yoksa NATO’yu konuşuyor. AB niye ordusunu kuramadı? Bunca yıldır bunca Avrupalı devlet insanı ne yaptı? Aslında bu fazla konuşulmuyor ve ancak AB’nin dağılabileceğini düşünenlerin sayısı az değildir. İngiltere’nin Birlik’ten çıkışının bunun net bir sinyali olduğunu düşünenler var. Gerçektende Avrupa Birliği son 20-30 yıldır kendine yeni hedefler koyma konusunda zayıf kalmıştır. İşin korkunç tarafı ise şu; Putin bunu özellikle yapıyor olabilir. Yani AB içinde bir kriz oluşturup birliğin dağılmasına çanak tutmaya çalışıyor olabilir. Avrupa Birliği içinde askeri harcamaları müsriflik ve israf olarak gören bir kesim lobiler var. Onlara göre askere ihtiyaç bulunmamaktadır. Çünkü kriz anında kuşlar ya da karıncalar insanlığın imdadına koşacaktır. Şaka bir yana Avrupa askeri yatırıma “yazık” gözüyle bakar bir hale gelmiştir. Kimilerine göre demokratik yaklaşım anti-militerdir. Ve ancak AB için bu kriz anı bir fırsat sunuyor: AB Ordusu çalışmaları hızlı bir ivme içine girebilir. Putin’in savaşı AB için kıta huzurunu sağlama yolunda çok güçlü adımlar atmak sonucunu doğurabilir.

SASİHA™ . Su Altı Silahlı İnsansız Hava Aracı. Aslında adı zaten kendini anlatıyor. Yüzlerce metre derindeki bir denizaltıdan çıkan bu dron hızla su yüzeyine çıkmakta ve bunun ardından havalanmaktadır.

Bununla beraber nakliye denizaltısı kavramı ne kadar mantıklıdır? 20 tane tank, 40 tane zırhlı araç, 50 tane cip taşıyan dev bir denizaltı. 300 metre uzunluğunda bir nakliye gemisinin neredeyse yarısı kadar yük taşıyabilmekte. Yapsak mı? Etsek mi?

Papağanmışçasına sürekli tekrarlanan proje ise şudur: Portatif su üstü pist yapımı. Buna göre Boğaziçi’ndeki Suada’ya benzer platformlar bir gemiye yüklenir. Bu gemi uzak bir coğrafyaya gider ve platformları güvertedeki vinçler ile tek tek çıkarıp denizin üstüne dizip bunları birbirine kenetler. Suyun üzerinde yaklaşık 2 km uzunluğunda bir pist vardır. Başka bir geminin kargosu ile gelmiş olan ve aralarında ağır bombardıman uçaklarının da bulunduğu uçaklar piste çıkar ve havalanır ve iniş yaparlar. Operasyon tamamlandığında vinçli gemi bu platformları toplar ve yeni görev yerine doğru yol alır. Fikrin Türkçe ortaya çıkmasının sebebi Türk Tarihi’dir. Türk askeri mühendislerin yüzyıllar boyunca orduların dev nehirleri hızla aşabilmeleri için geliştirdiği köprü biçimleri. Geçici yapılan köprüler. Bunun sayesinde fırlatma ve yakalama teknolojisine sahip uçak gemisine daha az ihtiyaç duyulabilecektir. Bununla beraber uçak gemilerinin sürekli hareket kabiliyeti tabii onların gücünü yine muhafaza edecektir.

Bu vesile ile şunu bir daha hatırlatmak gerekiyor: “S400 krizi tamamen kurgusaldır.” Çünkü bundan yaklaşık 20 yıl evvel Yunanistan S300 alırken NATO içerisinde hiçbir karşı ses yükselmemiştir. S400’ün F35 Projesi ile ilişkilendirilmesinin sebebi: F35 hiper teknolojik bir savaş aracıdır. Türkiye’deki AKP yönetiminin bu jetleri alır almaz İran’a gönderip İranlı mühendislerce incelenmesini sağlayacağı muhakkaktır. Tersi eşyanın tabiatına aykırıdır. Her Türk Hükümeti için aynısı söylenebilir mi? Hayır. Ancak İranlı para kaçakçısı hakkında “Ben onun önüne yatarım” diyen bakana sahip bir hükümet F35’i düşmana peşkeş çeker.

Ukrayna nüfusu yettiğince kendini ve hakkını savunuyor. Halen sivillere silah, miğfer ve yelek dağıtımı gibi bir uygulama duyulmadı. Putin’in daha görmediği birçok ihtimal var.

Çatışma anında önce siper mi alınır hedef mi?

Bugün 27 Mayıs 2022   Cuma   01:50   İstanbul   Bahadır Gezer

European Army Bahadır Gezer
Ukrayna Savaş Bahadır Gezer

Ukrayna’daki savaş ile ilgili Türkiye’nin atmakta olduğu adımlar uygunluğu tartışmaya açık eylemler haline dönüşüyor. Evet; terör konusunda dış oluşumlarla mücadele önemlidir. Ve ancak asıl mühim olan iç mihraklardır. Terörist Apo’nun “Sayın Öcalan” haline getirilmesine çanak tutan yönetim zayıflığı dış oluşumlara dikkati çekiyorsa bu ancak ve sadece milli ilginin yönünü saptırmak amacıyla yapılıyor olabilir.

Türkiye’nin NATO içinde Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine karşı çıkan yegane ülke durumunda olması Türkiye’yi sorunlu bir ülke olarak göstermektedir. Eğer Türkiye hiçbir çıkarı olmamasına rağmen İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine karşı durmakta inat edecekse önce kendi söylemine ortak yaklaşım sergileyen diğer üye ülkeler ile gruplaşmalıydı. Tek başına çıbanlık yapmak Türkiye’yi gelecekte NATO’da yalnız bırakabilir.

Diğer bir konu ise şu: Ülkeler ve devletler tarih haritasını bilgisayarda belli bir kronolojik hızda oynattığımızda zamana yayılan sınır değişiklikleri, dev göçler vs hakkında fikir sahibi oluruz (Bağlantıya eklenen kronolojik harita oldukça hatalı olmasına rağmen bir fikir verebilir.). Bugün ABD; Irak ve Afganistan’ı işgal etmek suretiyle İran’ı kuşatmaya almıştır. Maalesef Rusya buna kuzeyde Ukrayna, güneyde Suriye olmak suretiyle Türkiye’yi çeperleme yoluyla yanıt vermektedir. Durumun ciddiyeti göz ardı edilemez seviyede. Bu tempo devam ederse en fazla 20-30 yıl sonra Rusya’nın delice bir saldırı ile Türkiye’yi tehdit etmeye çalışması uzak bir ihtimal olarak görünmemektedir. Olağan düşman olan Rusya ile yakın durmak zorunluluğumuzun oluşu ise yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü ekonomimiz zayıftır. Geride bıraktığımız 20 senede herhangi bir ağır sanayi hamlesi yapabilmiş değilizdir. Halen bazı ülkelerin kendi öz varlıklarıyla yapabildikleri şeyleri yapmaktan mahrumuz. Yani biz sadece Rusya ile değil; herkesle yakın durmak zorundayız. Milli menfaatlerimizi savunmamıza yarayacak olan kaynak yurtta mevcuttur. Ve ancak; yönetim aşamasında zaaf vardır. Yönetimin “Para yapılmaz; bulunur.” şeklindeki anlayışı rahmetli Necmettin Erbakan’dan miras kalmış bir tutumdur. Bu anlayışa göre İslamî sermayeye borçlanmakta hiçbir sorun bulunmamaktadır. Bu süreç içerisinde zengin Arap ülkelerinin “Olunca ödersin.” biçiminde tepkisi Türkiye’yi tembel bir ülke haline getirmiştir. Üretim merkezleri kapanmış, esnaf azalmış, tarımsal yeterliliğimiz yerlebir vaziyete gelmiştir. Ne de olsa para geliyordur. Ayakkabı kutularında, çizme kutularında paralar. Pay kapma hevesinden akan salyalar.

Türk Birliği. 1990’lı yıllarda küresel anlamda fikirleri ile şekillendirici etkiye sahip olan Lester. C. Thurow kitabı Kapitalizmin Geleceği’nde, 50. sayfada aynen şöyle demektedir: “ Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya kavşağında yaşayan ve çoğunluğu Türkçe konuşan halklar arasında kurulmayı bekleyen daha büyük bir Türk ortak pazarı var. Bu gerçekleşmeyebilir, ama yine söylüyorum, gerçekleşebilir de.” Bunu söyleyen kişi bir ekonomist. Gösterilebilecek en gerçekçi tavrı sergileyen bir kişi. Yani Türk Birliği şüphe dolu sis perdelerinin arkasında kalan, boş bir hayâl falan değildir. Alabildiğine gerçek ve olabildiğince uygun olan ülküdür.

Bu uzak bir hedef midir? Öncelikle şu belirtilmeli; farklı Türk devletleri tarih boyunca neredeyse hep birbirleriyle çekişmiş ve otorite rekabetine girmiştir. Bugün, 21. yüzyılda ise çok farklı bir durum var: Tüm bağımsız Türk Devletleri birbirleriyle dostane ilişkiler içerisinde. Sadece bu bile Çin ile Rusya arasında bir dengeleyici unsur olabilecek Türk Birliği hareketinin uzak bir ihtimal olmadığının göstergesidir.

Bu hedef Türkiye’nin AB üyeliği milli siyasetine aykırı değildir. Herhangi bir birlikte olmak, farklı bir birlikte olmaya engel olmak zorunda değildir. Ayrıca AB ile iyi ilişkiler gütmesi muhtemel olan Türk Birliği sadece Türk’ün değil, tüm Dünya’nın menfaatine olandır. Aşırı militer ve despot yapıya sahip Rusya ve Çin’in birbirine komşu olması ve bir arada hareket etmesi her zaman olmuş olduğu gibi Batı Küre’yi tehdit edebilecektir. Bu durumda Çin ile Rusya arasında bir Türk Birliği ABD’nin ve AB’nin işine gelmektedir. Yani bir çıkar örtüşmesi mevzu bahistir.

Rusya’nın Türkiye’yi çevrelemeye başlaması göz ardı edilebilecek bir konu değildir. Saldırmazlık Paktı bir çözüm sunabilir görünmesine rağmen bunun talepkârı olan taraf bir nevi güçsüzlüğünü kabul etmiş olur.

Tüm bunlar ile asli mücadele yordamı ise sanayidir. Kendini destekleyen ordudur. Motor sanayii, roket sanayii, ulaşım aracı sanayii, elektronik gereç sanayii, ilaç sanayii, millî nükleer enerji, suya doyan Harran ve Dünya ihtiyacının en az %10'unu üreten tarım… ülkeyi “Ben bu ülkenin dış ticaretinin %25’ini karşılıyorum.” diyen para kaçakçısına teslim eden zihniyet ile üretmek fiili çatışır. Bu akli tutum ile yeni ağır sanayi oluşmaz. Oluşmadı.

Rus gibi alabildiğince gerçek bir işgal tehdidi karşısında elimizi güçlü tutmanın yolu oldukça net: hükümet değişikliği. Farklı bir devlet görüşü yönetime geçmeli ki böylece değişimin getirdiği ivmeyi, heyecanı, yeniliği yaşayabilelim ve yurdumuza yapıcı bir enerji yayılsın.

Ukrayna’daki savaştan bahsetmem gerekirken bu makalede fazlasıyla Türkiye odaklı görünmüş olabilirim. Ve fakat Ukrayna işgalinin işaret ettiği yeni bir askeri “operasyon” tehdidini en çok hissetmesi gereken Polonya değil, Türkiye’dir diye düşünüyorum.

Putin 80 yaşına kadar iktidarda kalmayı düşünebilir. Bu daha yaşayacağı ve Dünya’ya terör ile vahşet saçabileceği 20 sene daha demek oluyor. Bu süre içerisinde başka nasıl delilikler sergileyecektir, hangi ülkelere saldırma planları yapmaktadır, anlatıldığı gibi, tahmin etmesi oldukça zor değildir.

Aslında Elon Musk, Rusya Devlet Başkanı Vladimr Putin’ün başına 500 milyon Dolar ödül koysa?.. Kelle avcıları Putin’in peşine düşse?..

Sürekli ve tutarlı gerçekçi yaklaşımın ardından bu biraz absürd olmuş sayılabilir. Kimse kiralık katil tutmaktan yana değilse Ukrayna’nın kendisi böyle bir kelle-ödül uygulaması yapsa?

Samimi inancım ise; Halen Ukrayna’nın Ruslar tarafından işgal edilmiş topraklarından Ruslar’ı dışarı iteceğine ve Putin’in geri çekilme kararı almak zorunda kalacağına inanıyorum. İnanmak istiyorum. Ukrayna’nın yaralarını saracağına, yakılıp yıkılan kasabalarını-şehirlerini yeniden imar edeceğine inanmak istiyorum.

Putin’in “meşru sebebi olmayan savaş çıkarmak suçundan” hüküm giyeceğine inanmak istiyorum. Putin’in kendisinin Dünya karşısına çıkıp “Ben yanlış yaptım. Bu savaş bir hataydı. Bunun mesuliyeti Rus Halkı’nda değil, bizzat ve yalnızca bendedir.” biçiminde açıklama yapacağına inanmak istiyorum.

Bizleri savaşa alıştırmaya çalışan bir çark var. Savaş, hayatımızın gündelik bir parçası olsun isteyenler var. Dünya Ukrayna işgaline alışırsa, bu bağımsız Ukrayna için en büyük tehlike olur.

Rusya’nın Ukrayna işgali hakkında Ukrayna’yı galip görmeyi arzulamak Rus’un da menfaatini gözetmektir. Ruslar için bağımsız medyayı, bireysel özgürlüğü, ifade hakkını gözetmektir.

Bazı savaşları ancak ve sadece doğru olanın kazanması sonlandırır.

Bugün 9 Haziran 2022  Perşembe      19:14            İstanbul     Bahadır Gezer  
      

​Bu site SSL sertifikalıdır.             This site is SSL certified.

Rusya'nın Ukrayna'daki kayıpları Bahadır Gezer

2022 © www.bahadirgezer.blog Bahadır Gezer Tüm Hakları Saklıdır.

Ukraine War Blacksea Bahadir Ukrayna Savaşı Karadeniz Bahadir Gezer

Ukrayna ile Rusya arasında güvenli bölge kordonu oluşturmak bu savaşta sağduyunun önerilerinden biri olabilir mi? Bu yapılması imkansız bir ihtimal olarak mı görünmekte?

Bu yapılamıyorsa taraflar arasında müzakere ile silahsızlandırılmış bölgeler ortaya çıkarmak birçok sivilin hayatını kurtarabilir. Kurtaramaz mı?

Bugün 27 Mayıs 2022  Cuma   23:25        İstanbul   Bahadır Gezer