“Abi adamın işi bu! Bundan deli para kaldırıyo abi adam.”

“Bi daha anlat bakim şunu… Şöyle detaylı metaylı…”

“Abi şimdi, büyük şehirlerde, köylerde feci zengin olanlar böyle ara sıra kutlama mahiyetinde olaylar için göğe örneğin 1000 tane kuş salmak istiyor. Bu noktada bizim bu bahsettiğimiz adam devreye giriyor. Abi, bu adamın tıpkı kağıt toplayıcılar gibi yaklaşık 50 kişilik bir kadrosu var. Bu kadro şehirlerde, orda, burda ne kadar güvercin görseler yakalıyorlar. Sonra bunlar bir merkezde toplanıyorlar. Yani anlayacağın sermaye beleş. Sonra bu kuşları siktiri boktan bi kamyonetle anlaşma yapılan yere götürüyorlar ve anlaşılan zamanda salım yapılıyor. 1000 kuş için 8bin Lira alıyorlar diye duydum abi. Kuş başı 8 Lira sudan ucuz diye ve oldukça havalı bi uygulama diye zenginler lapinleme atlıyolar bu işe abi.”

“Anladım…”

“Naapalım abi?”

“Ne naapalım?”

“Yani biz ne yapalım abi?”

“Biz zaten olay hakkında konuşarak bişey yapmış olduk.”

“Nasıl yani abi?”

“Anladığında anlarsın.”

12:01                30 Haziran 2018   Cumartesi                              İstanbul                   Bahadır Gezer

 

Manyakçıl bakış açısı ile hikaye:

“Dünya’yı böcekler yönetiyor… Mikrobik böcekler beynimize yerleşip kendilerini vücudumuza enjekte etmeleri yordamı ile karar mekanizmamızı ve bilincimizi yönetiyor… Detekt edilmeleri var olan teknoloji ile mümkün değil, ve bu hükümdarlık sürecekse hiçbir zaman da teknolojimiz bunları eleminize etmemize yeterli olmayacak!.. Unutmayın! Böcekler!”

“Tabii zaten insan fiziği, insanın manevi varlığına yerleşen, onu çeperleyen bir fazlalıktır.”

“Tabii… doğru… bütün bu hücreler, organlar, kol bacak falan hep aslında kısıtlayıcı, limitleyici, sınırlayıcı şeklî çizgileri belirlemek için var… Vücud, aslında bir sülük gibi bir organizma…”

“Ya da mantar gibi… Varlığına yapışıp etrafını kaplayıp belli olana uygunluk gösterelim kendimizi diye yani… Yani bildiğin ışığa uçuşan hücreler gibi bu DNA ve hücreler falan bize toplanıp bi şekil üretip “tamam vücud böyle iyi” diyebilecekleri bir nesnellik üretmişler… Mantarize bi durum.”

“Seçenek var mı?”

“Bak, o yasak olan yenmeyeydi şimdi zırt diye vücud değiştirebiliyoduk.”

“Ya, ya…”

“Ya ya, da; seçenek var mı?”

“Bizde aslında öyle bi alet var.”

“Ne?”

“İki kişi arasında anlık elektro manyetosferik nükleer makro organizmasal biyotik bağ ile iki kişi arasında bellek transferi yapabiliyoruz.”

“Oha…”

“Ancak insan bedeninin heyecan diye tabir ettiğimiz duyusu bu transferi her denediğimizde deneyin başarılı sonuç vermesine, yani transferin sağlıklı yapılmış olmasına rağmen, hemen sonrasında oluşan aşırı heyecan deneklerin nabızlarında derin tirbülansa yol açıp deneklerin kaybı ile sonuçlandı.”

“E hani insan adaptasyonda iyiydi?”

“Bilinç farklı bir bedeni algılamada yetersiz değil ve fakat eğitimsiz diyoruz biz.”

Benizin mı!

17:14                6 Temmuz 2018   Cuma                              İstanbul                    Bahadır Gezer

 

Şimdi şu kötü bişey mi?; ABD Rusya’dan gelen boru hattının çıktığı Ceyhan’dan tankerlere gaz doldurup ABD’ye taşıyor ve kendi gaz rezervini koruyorsa kötü bir şey mi yapıyor yani? Parasını verdikten sonra, ne var ki bunda? Neymiş Türkiye alıyor ve tüketiyormuş gibi göründüğü için boru hattı sahibi ülke indiriminden ABD dolaylı yoldan faydalanıyomuş… bi dakka… bu kısmı cidden limoni…

02:44            15 Temmuz 2018     Pazar                         İstanbul                       Bahadır Gezer

 

İnsanlığın genetiğindeki salaklık ben ile durdu. Haberiniz olsun. Salaklık insanlık genetiği zaman yolculuğunda hep artmıştır. Gelişim yani. Yani atanız 1 salaksa siz 1 milyon salaksınız. Ama telaşsız lütfen. Çünkü dedim ya; ben.

18:44      16 temmuz 2018            Pazartesi                İstanbul                         Bahadır Gezer

 

İzlenmek denince hep dışımızdan izlenmek olarak algılarsın… halbuki yaşamının en iyi ve en özel ve en nadide ve yegane izleyicisi sen değilsin. Yani senin gözlerin ile seni İZLEYEN’i unutma.

19:08         16 temmuz 2018              Pazartesi      ne ki şindi bu yani   İstanbul          Bahadır Gezer

 

3 tane boğa taşşağını zarifçe soyduktan sonra un ve yumurta ile bir güzel dövüp marmelat haline getiriyoruz. Dahha evvel pişirip soğuttuğumuz patates püresini bunun içine katıp 1 litre suyla bir güzel mikserliyoruz. Ardından ortaya çıkan leziz görünümlü çorbamızın içine rende peynir koyuyor ve sadece 8 dakikalığına 220 derecede fırınlıyoruz. Bon appetit up the tit…

23:12                        

 

Kasaptan boğa taşşağı istemek sıkıntısızasyonu:

“Buyur ciğerim, ne istiyn?”

“Taşşah.”

Havada süzülen satır.

 

O zaman bizde taşşak satmanın çok normal olduğu kazık kolpa gurme dükkanına gideriz…

Ama orda da taşak yerine başka bişey diyolardır. Testis… Ne alakası var test ile yahu? Ne demek testis?.. “Testiz” demenin şiveli hali mi? Ayrıyetten niye testsiniz ki? The “test is” … Nooluyo arkadaşım yav? Yahu dile yön vermiş olanların kafalar ciddi baya iyiymiş ha.  Testis ne be… Ulan kasap yerine gurme şarküteriye gelen kafama ediyim be!

23:22                  23 Temmuz 2018 Pazartesi                      İstanbul                   Bahadır Gezer

 

Bunu söylemenin pek şeyi değil şu anda… Yani belki ne yeri ne de zamanı… Ve fakat ben seveceğim kızın hücrelerini görmeliyim arkadaş. Bi zahmet mikroskopta bakıp hücrelerinin hareketleri ve şekilemlenişlerini bir müddet izleyebilmek isterim. Bu önemli benim için… Sonra lam ile lamelin arasına kendi kan örneğimi koyup onunkiler benimkilere ne yapıcak falan bi görmek istiyorum demiycem çünkü fazla saçma olur. Romantik ama saçma… Bu arada romantik kelimesi literatüre ilk girdiğinde gözünü budaktan esirgemeyen, bodosloma konuşma şekli demek idi. Bu biliniyor değil mi? Bu sebeple diplomalı doktor bey ve bayanların hastanın yanında Roma dilinde “keselim, zımpara taktiği ile ya da deşelim bence.” diye rahatça konuşuyor olmalarını makul karşılıyoruz. Yahu sayın doktor bey ya da bayan, lütfen Latince bilenlerin varlığını biraz dikkate alın yav. Mezbahada ki koyun gibi hissettiriyo be.

23:31                23 Temmuz 2018 Pazartesi                        İstanbul                   Bahadır Gezer

 

“Vay canına… Hücreleri bile çay bardağı şeklinde… Vay ki vay… Bakim çok irice hücreler var mı… Obezite riski… O da pek yok be… Bu kızın hücreleri taş lan… Şu güzelliğe parıltıya bak hele… peh peh peh…”

23:33               23  Temmuz 2018 Pazartesi                    İstanbul                          Bahadır Gezer

 

New York’da her 10 kişiden 2’si, Paris’de her 10 kişiden 3’ü, İstanbul’da her 1000 kişiden 4’ü ilk yardım biliyor. Onlarda doktorlar lan zaten!

İlk yardım bilmeyen baba mı olur ullan?!

 

Ben cahiliyat üzerine master yapmak istiyorum. İyi para var o sektörde.

İlk yardım bilmeyen baba mı olur lan sibop!!

Sırf a* döllemeyi babalık sanan s*ki bozuklar!

18:53                   25 Temmuz 2018 Çarşamba                    İstanbul                        Bahadır Gezer

 

Ayın sayısız diğil sayılı adı var. Yarımay, dolunay, ilk dördün, son dördün, hilâl, nisan, aralık, ocak… Ay adları evet. Ay adları Ay’ın adlarıdır aynı vakitte.

Meselâ Nisan… Ne demek nisan? “Nis” TDK’dan baktım, “Neyse” demek… “an” bildiğin an demek. “Neyse ne be”, “Koyver gitsin yav” üslubunun tek kelimelik anlatımı. Nisan “Neyse ne ya… anın tadını kaçırma yeter! Heheheeey! Iptıs çıptıs!” demek yani.

Ben Ay’ı çok severim.

Bunu kişiler arasında söyleyince madara oluyodum ama çok iyi niyetli çıktı kişiler. Taşak mevzusu yapmadılar.

“Ay’ı çok severim”

“Ayı mı seversin?”

“Evet. Bayılırım.”

“Ye, yemek için falan mı?”

“Ne yemesi be! Ona bakarak uyurum bazen.”

“Ayıya bakarak?”

“Ne ayısı ullan! Ay’a bakarak diyorum!”

“Yahu başta niye a harfi kullanmadın ki? Muhabbettin sonunda muhabbetin konusunun ne olduğunu anladım. Tam sıçış yani…”

“Ay diyorum sığır ‘ayı’ diyo.”

00:53                 29 Temmuz 2018     Pazar                  İstanbul                                Bahadır Gezer

 

“Buyrun efendim… Taşkent’e hoşgeldiniz.”

“Yalnız isim çok karizma. Onu baştan diim.”

“Evet efendim… Taş gibi sağlam ve zeksiğ… bi de kent ayrıca.”

“Azerbaycan’da çok zeksüü ama… Ateş diyarı demek ya? Azerbaycan; Ateş diyarı… Vuuuvvv… Vıjjjj Taşkent pufaaağğğ! Bizde de Batman diye şehir var. Bi de Afyon diye şehir var. Ayrıca Serikay öhöm pardon Kayseri diye şehir var. Yani var da var… Bu arada ben Taşkent’e niye geldim yahu?”

“? Anlamadım efendim?”

“Terbiyeli ol lan! Cümlenin başında efendim diyceksin!”

“Efendim pardon efendim.”

“Sikicem şimdi taşınıda kösele ayakkabısınıda… mını sikiim, uçakta çok pis kokuyo diye ayyakkabıları çıkaramıyorum. Ayaklarıma kan gitmedi 5 saat… Nasır tuttu lan! Sikerim taşını lan!”

“Eeeeeh! Bana ne bağırıyon lan! Sikik! Taşgöt!”

“?”

“Ne bakıyon?”

“Taşgöt mü?”

“Evet taşgöt!”

“Ben bununla İstanbul’da sayısız hatun kaldırırım ve indiririm. Demek bu sebeple gelmişim. Hadi bana eyvallah. Geldiğim uçak kalkmadan geri döneyim ben.”



Hayatta organlarıma isim veren insanlar tanıdım. Sonra niye ben kafayı çizmişmişim… Yahu “bıdıldak nasıl?” diye soran insan telefonda… Bıdıldak benim karakterimin önüne çıktı… Bahadır demekten çok “bıdıldak” diyo… Bi de “bıdıldak” ne lan! Taşşağa böyle isim mi verilir?! Yahu, sivilceye isim veren olursa ne yapacan?

 

Abi adam her osuruğunun sesini akıllı telefona kaydetmiş… Her biri 2’şer 3’er saniye süren osurukları bilgisayarda ardı ardına koyup birleştirmiş. Bildiğin post techno ritim olmuş… Çok enteresan… trompet gibi…

 

“Hayat sen plan yaparken olanlardır.”

Mastürbasyon plan mı?

 

Ha yat ha yatma… böyle bişey hayat.

Gir şimdi cüremcemeye: Yani hayat yatış esnasında olanlar mı? Hayat yatma halinde geçirilen zamanda olanlar mı? Ha yat derken ölmekten mi bahsediliyor? Ebedi yatıştan… Sen “ha” diyene kadar ömür geçer gider ve “yat” durumuna geçersin falan mı? Evet, devinimler ve edimler içerisinde algı süregelimi üzerinde yelkenlerini aç ve hisset… Evet; hayat.

 

“Dün gece harikaydın” diye mesaj aldım az evvel. Spam mı lan acaba? Bi dakka… Bi dakka ne?! Ulan biri kendini ben olarak tanıtıp bi hatunu ayıklamış… Hatun bu blogdaki e-mail den bana ulaştı. Şimdi cidden soruyorum: Benim bi suçum var mı? Yani bu durumda bile vicdan yaptım. “Sende… Üç dört ayda bir görüşelim tatlı şey.” falan deyip hatunun dünyasının kararmasına engel olmaya çalıştım. Ama lavuk seri icraata başlamış… Bu ne arkadaşım ya… Dırdırı ben çekiyorum, tıktıkı pezevengin biri yapıyo! Yeter lan!

 

Özel hayatımda ki özel kişilerin isimlerini blogda yayınlamamamla övünüyorum; evet.

Artık şey moda geldim, hissettim onu ben; Şudur mevzu ki: ben artık “ben hayatımda gerçek bir ilişki yaşamadım” diyebilirim ve demekle kalmam, buna inanırım. Hissediyorum bunu… Cinsel münasebetler ve romantik birliktelikleri gerçek ilişki olarak tariflememeye başladım bu aralar itibariyle.

“E o zaman ne lan ilişki? Başka ne kaldı ki?”

Bilmiyorum. Ben ilişkinin, gerçek ilişkinin ne olduğunu bilmiyorum.

“Cidden yapıyo lan adam!”

E tabii bilmeyen biriyle aynı anda bunu öğrenmek isterim. Arz ederim.

 

Geçen gün serçe dövüşü izledim. Bildiğin horoz dövüşü gibi ama iki tane serçe var… Cidden çok ilginçti yav…

Bi de bi adam var; gitmiş iki tane engerek yılanı birbirine bağlamış… Bildiğin bağlamış yani… Ve yılanlar bağı çözmüşler… Kombine çalışıp bildiğin böyle çözmesi vakit alacak bağı çözmüşler. Adam bunun üzerine 100 tane yılanı ön öne bağlamış… Bunlar yekpare hareket etmeye falan başlamış… Enteresan yahu…

01:38                     29 Temmuz 2018     Pazar                             İstanbul                        Bahadır Gezer

 

Geçen gün babamla top oynamaya koruya giderken sokakta yürüyorduk. Güneş ikimizinde arkasında olduğundan gölgelerimiz 3-4 metre uzunlukta idi… Babama benim önüme geçip durmasını ve arkaya bakmamasını söyledim. Ardından elimi hareket ettirirken babama elimin hareket ettiğini görüp görmediğini sordum. Gölgem onun da önünde olduğu için gölgeme bakarak hareket ettiğimi görmüştü ve basit bir “Evet” dedi. Konu hakkında konuşmadan yolumuza devam ettik. Bu konu bana zamanla ilgili geliyor. Anlatmak zorunda olduğumu hissettiğim için istemeye istemeye anlattım. İleriye bakarken geriyi görmek falan… Geriden ileri ile rahatça temas kurabilmek…

17:36                29 Temmuz 2018              Pazar                            İstanbul                       Bahadır Gezer

 

Yaklaşık 10 dakika evvel, mutfakta salma çay yaparken ağzımdan kaçtı: ‘Kendine yüksek hedef koy ve ne kadar alçakta olduğunu anla’…

21:24            29 Temmuz 2018                Pazar                       İstanbul                  Bahadır Gezer

 

“Kendimi harcıyorum” diyerek hayıflanıyorsa bir kişi ve yok ise hiçbirşeyi kendinden başka harcayacak, bir değeri kalır mı bu şikayetvari cümlenin?

Cep boş, don alacak para yok, ilaç alacak para yok, don alacak para yok, don yok… e ulan kendini harcamıycan da neyi harcıycan?

Bi ev tutup yerleşip aylık ve yıllarlık harcamaları garantileyip böyle uslu uslu, cici cici yazmasını ben de bilirim demiycem çünkü bilmeyen öküzdür zaten. Velhasıl… gece gündüz asıl asıl… sonra otur yazmazın yazarı ol… yazmaz yazmaz çünkü hiç bi halt yapmaz… eylemlerinin sonu hep mez, maz , moz falan filan… geçiyo gidiyo değil zaman… geçti bile çoktan ben daha uyanmadan… Yahu şöyle güzel, lüks bi ortamda rahat rahat, konfor içinde üretim hazzını tadabilsem diye ömür tüketmişsem ve tükenmişlikte kalkıp bunu fark ettiysem… işi işten ben geçirdiysem… küfürü işiten, dışarıya çıkamaz bahsine sokağa adımını atan ben… dileyen duyan ben… ben ulan ben… ergen tarzı yaşam stili içinde debelenip kurtulabilmek için, fikirlerinden ötürü kendini tımarhanelere tıkanlardan uzaklaşabilmek için… sabır sabır diye diye sabır oldu mal bir beklence moduna geçiş hali…

16 yaşında evden çıkıp, kendi kuralsızlığıyla yaşamanın zevkini tatmış bir bireydim… Özgürlük kavramının sınırlarını kendim için ben, 16 yaşımdan itibaren çizmeye başlamadım ve çünkü sınır koymadım. Bu böyle sanırım 22-23 yaşına kadar devam etti… Sonra geldim, tekrar 16 yaşımdaki ortama girdim… Ve yaşantı böyle geçmeye başladı… Yazmaya müsait ortam yok ve fakat en azından vakit var. ki en önemlisi de o zaten bu icraat dalında. Edebiyatta yani… Peki ben şimdi sorayım mı niye ahlakiyat değil de edebiyat? Tahmini olan var mı aceb? Yok ise, yorum yapmayayım… çıldıraç ola bu konu o zaman…

Sıkıntı, sıkıntı…

18:16                       3 Ağustos 2018   Cuma                       İstanbul                          Bahadır Gezer

Bi aralar Kasparov’dan çok söz ediliyodu. Kasparov! Satranç dehası. 1 numara satrançta. Gerçi ben santranç demeyi tercih ediyorum. Futbolluğum yoğun olduğu için, futbolda santradan mütevellit, santranç demek bana güzel geliyor. Santr (centre- merkez) anç (aç anlamında yani… yani bi yerlerde o anlamda) Merkeziyetiç (santra) bana güzel geliyor. O bakımdan satrança da santranç derim ben genelde. Bununla beraber satranç böyle mücadele esnasından kendine kilit adamlar belirleyip sonra bir anda fırsatın kazası olmaz misali o adamı satıp “bunu artık yerse yesin” deyip diğer cepheden mücadeleye devam etmeyi hatırlatıyor bana. Yani satmak… Eğer kazandıracaksa en kilit taşlar bile satılabilmeli. Kimisi buna feda demek seviyesizliğini gösteriyor. Feda adamın (taşın) perspektifi olabilir anca. Çünkü kararı verenin açısından bu feda etmek değil, satmaktır. Çünkü getirisi olacaktır.

Yav Kasparov’dan niye artık kimse bahsetmiyor? Baya baya meşhurdu bir ara. Alman tenisçi Steffi Graff gibi, Türk halterci Naim Süleymanoğlu gibi, Alman pilot Michael Schumacher gibi, böyle kendi alanı olan santrançta hep Kasparov ön plana çıkardı. Sonunda iş geldi çattı Kasarov ile bilgisayarın ezbere dayalı yapay zekası arasında mücadeleye. Ben cidden maçın sonucuna karşı ilk defa ilgi duymamaya başlamıştım. Eşit olmasa da denk olması beklenen rakiplerde böyle bir durum yoktu. Benim açımdan haberin önemi Kasparov’un bilgisayarı muhatap alması idi. Yani insanlar için oldukça ciddi bir oyun olarak görülen santrançta bile insanlar bilgisayarlarla mücadele etmeye, bilgisayarlarla iletişim kurmaya, bilgisayarları karakterize etmeye başlıyorlardı. Haberin değeri bence o kadar büyüktü ki, maçı kimin ya da neyin kazanacağı benim için bir anlam ifade etmez olmuştu. Ve fakat ortaokuldaki arkadaşlarımın %95’i santranç bilmeseler dahi neredeyse herkes konuyla ilgili yorum yapıyordu. “Bilgisayar iki dakkada eline vercek Kasparov’un!”, “İnsan kendi yaptığı makineye yenilir mi lan? Bence makine bunu bildiği için insaf yapıp yenilir Kasparov’a.”, “Bilgisayar ezberindeki hareket kombinasyonu seçeneklerine bağlı iken Kasparov yeni müdahaleler geliştirme özgürlüğü ve şansına sahip.” Bir sürü yorum. Kim bilir gündelik olarak santranç oynayanlar ne kadar ve neler neler konuştu. Ben SkyLife dergisinin arka kısmındaki santranç pozisyonunu çözmek için kasaduran bir tiptim. Yani konu benim ilgi alanımdaydı. Ve fakat dedim ya; bu maçın yapılıyor olması maçın sonucunu geçti benim için.

15:37                    25 Mayıs 2018   Cuma                                 İstanbul                                   Bahadır Gezer

 

Bunu anlattım mı hatırlamıyorum: Hatırlamamın sebebi ise olayı neredeyse hep hatırlayışımdır. Olay şu;

Kırsalda idim… Belli bir müddet ormanda ilerledikten sonra -ki zemin dikenli çalılık dolu olduğu için biraz kıllandırıcı bir ilerleyişti- açık çimlik araziye çıktım… Hem rahatlamıştım, hem de gölge kalktığı için hayıf modundaydım… Ağaçlar iyi gölgelik yapıyordu ve fakat açık arazi esiyordu falan falan bu düşüncelerle ilerlerken bir anda ayağım kablo gibi bir şeye takıldı. Tam “bu ne be!” olacaktım ki vaktim kalmadan bi anda bu kablo gibi elastik ve kopmaz ve kırılmaz dayanıklılıktaki bitki beni sarmalamıştı! Lan! Panik oldum hafiften… Hafiften? Ulan ayı değil, yaban domuz diil, çakal diil, boğa diil… bildiğin bitki lan! Parmaktan ince bi kablo tarafından sarmalanmıştım ve tikenli olduğu için sağım solum cızık oldu! Evet itiraf ediyorum: bitkiye panik halinde bıçak çektim ve koparmak için var gücümle çabaladım… İki kökü vardı sanki mahlukatın… Olay durulduktan sonra açık arazide olduğum için insan duymaz diye “Neydi bu şimdi beaa!” diye bağırındım göğe doğru. Halâ bi yanıt gelmedi. Ki olayın üzerinden baya zaman geçti… Ulan bitkinin açtığı yara bacağımda halen… Geçmedi… Gören döner bıçağı ile doğrandım sanar… İnandırmak güç yani bunu bitki yaptı diye…

Tabii ben bu adını bile bilmediğim bitkiyi iki tarafından da kopardım -2 köklü ya- taşıdım bi de bunu zarlanmalı zorla… Götürdüm mühimmat tedariği ile eeeehhh neyse ne işte… Ben hatırladım sonrasında olanları detayları ile bile… Yani yazsam şimdi sıkıntı yani gereksiz…

16:25                                 4 Haziran 2018    Pazartesi                      İstanbul                     Bahadır Gezer

 

İlk defa masa başı bilgisayarım olduğunda ki KRN adında yerli bir firmanın güçlü uluslararası firmalarca üretilmiş bilgisayar parçalarını bir araya getirerek yeni ve yüksek performanslı ürettiği toplama bilgisayarlardan biri idi diye hatırlıyorum. Öncesinde bir 486 var mıydı hatırlamıyorum. Ve fakat bilgisayarlarda chat ve oyunlar dışında ilk kullandığım Windows harici yazılım sanırsam insan sureti çizim programı idi… Oyundan zevkliydi bir süre… Arkadaşlar bana geldiğinde sürekli suretler çizip çizip print ediyorduk… en salak tipi yapmaya çalıştık… en karizmatiği yapmaya çalıştık herkes kendini çizmeye çabaladı… programın boktan tarafı; hatun çizimi yapamıyorduk… utanıyorum söylerken ama erkekler için dizayn edilmiş bu programda bir ara gaza gelip en hatuna benzeyen tipi falan da çizmeye çalıştık… Göte benzedi…

O print outlar nerde şimdi yav?

 

16:43                       4 Haziran 2018   Pazartesi                         İstanbul                            Bahadır Gezer

 

Çomar bir köpek tipini tabir mi eder? Ya da Karabaş gibi bir köpek ismi midir?

Çomarlar genellikle köylerde görülür ve fakat şehirler de böyle yürürken şappidi şappidi sallanan kulakları olan ve “seni ilk defa görüyorum fakat sana destek için herşeyi yaparım” diye bakan gözlerle kafasını hafif bir yana doğru eğişi vardır Çomarlar’ın, bi de bir çoğu araba lastiğini hareket halinde görmeyi sevmez… Kovalarlar arabaları ve lastiklere havlayıp dururlar bu esnada… Çomarlar çöpten beslenmeyi sever… Çöpün önüne kuru köpek maması dök, bu gider gene çöpü kurcalar… Çomar kelimesinin ayrıca “çömer” yani “çömen” anlamında olduğu da teoriler arasındadır. Çubuk ve sopa kelimeleri Çomar kelimesini andırır. Yani “çubuk” ve “sopa” birleştirilse ortaya neredeyse “Çopak” gibi bir ses çıkıyor ki bu durum bir çok kişinin Çomarları uzağa savrulan çubuksu sopaları kapıp getiren bir it grubu olarak görmelerine yol açmıştır.

Çomarlar ayrıca hep kaniş tıktıklamak isteyen tür olarak da nam salmıştır. Fransiz aristokratik görünümlü kanişleri dupduplamak için fırsat kollarlar ve bu sebeple bazen sitelere falan girer etrafa bakıp sidik ve bok bırakırlar.

Çomar aslında Koli, Sernbernard, Alman Kurdu, Sibirya Kurdu gibi it türlerine, özellikle metropolitan habitat içerisinde oluşan bir tür olarak dahlolabilir. Çomarlar, kısmi olarak kedilerde ki Tekirler gibi bir tür olarak algılanır, bi de bunların ortak DNA taşıdığını falan kanıtlayıp uluslararası organizasyondan “Çomarlar karakteristik ve oldukça sempatik ve vefalı köpek türleridir. Türkiye genelinde ki köy ve şehirlerde doğaya adapte olmuş bir türdür. Falandır filandır, kallavidir, möhgemdir.” diye bir patent belgesi aldık mı… Ooohhh gelsin paralar… Dünya’ya Çomar satarız. Alman Kurdu ekonomik piyasası 100 milyon Doları geçiyor be! İyi para var bu işte…

“Sokaktan Çomar yakalar satarız lan.”

Zaten olay bu… Batı’daki ülkelere önce neye ihtiyaç duyduklarını, neyi istediklerini göstermeliyiz. Mesela bereket tanrısı heykelciği gibi… Hani kendi boyundan büyük çükü olan tanrı var ya Akdeniz taraflarında? Onun heykelciğinden bahsediyorum. O heykelcikler herkese artık bayat geliyor ama o heykelciklerin öne doğru devrilmeden durabilmeleri gerçek bir zanaatçılık eseridir. Yahu külliyen dökme demir bir heykel ve balkonu kendinden büyük… Olur mu bu? Durabilir mi düz? Duruyor işte… Ama millet bu simetrik denge ile ilgileniyor mu? Yoksa varsa yoksa “Aaa koca çüklü herif biblosu!” mu?

Nerden neredeye geldim değil… Parası bol ülkelere bazı şeyleri böyle delicesine sevdirirsek para kazanırız yav…

17:09                            4 Haziran 2018           Pazartesi                         İstanbul                          Bahadır Gezer

 

Bayık ve sıkılmış romantik:

-Cicişim, seni izliyorum tüm gün yanyana olduğumuzda… Dokunduğun, bastığın yerleri öpüyorum ardından…

Bi dakka, bu romantik diil sapık oldu ince meşrep…

Bayık ve sıkılmış romantik:

-Çölde yürüsen, bastığın yerlerde çiçekler biter saygın meşkim… O sebeple, hadi Mısır’a gidiyoruz…

Bu da bildiğin kendine göre fazla paralı dallama…

Bayık ve sıkılmış romantik:

-Dilliyim mi?

Olmaya başladı…

Bayık ve sıkılmış romantik:

-Kaşından şakağına karış karış sarış… hatırla nasıl biz tanış… seni gören bülbüller nasıl şakırdı…

-Sen bişey mi demeye çalışıyosun alakasız alakasız?

 

19:27                4 Haziran 2018  Pazartesi                         İstanbul                     Bahadır Gezer

 

“Abi adam estetik olup taşaklarını gerdirmiş!”

“Nööeeaaa?!”

 

19:28               4 Haziran 2018     Pazartesi                           İstanbul                               Bahadır Gezer

 

Erken yaşlardan beri sevilen bir üründü Sarelle… Çikolata ezmesi… Krem çikolata… Nım nım… nım nım da bi dakka “Sar” ve “elle” derken ne sarılıyor ki elle?

Bu ne lan? Erotik shop ürünü süpermarkette rafta… Sar ve elle ne ula?.. Bu böyle olmaz. Bence firma açıklama yapsın: “Sevilen ürünümüz Sarelle’nin isminin oha olduğunu anladık ve bu sebepten aynı ürünün adını değiştirmeye karar verdik.”

19:45               4 Haziran         2018            Pazartesi               İstanbul                         Bahadır Gezer

Formula Lokomotivé… Duydunuz mu bunu? Bildiğin Formula1 gibi yarış organizasyonu… Tek fark tren lokomotifleri yarışıyor. Parkuru görseniz ağzınıza kırlangıç kaçar… Belli bir zümre için özel seyir imkanları ile düzenlenen yarışta gerçekten yüksek bahisler, eğlence dolu… Detaylı bilgileri anlatmayacağım. Ve fakat 19. yy. lokomotifi olan yarışçıların lokomotifleri arasında ki mücadele cidden hammavelâkin cidden züpper…

15:16                 16 Haziran 2018          Cumartesi                 İstanbul                                 Bahadır Gezer

 

Yıl 2022… Dünya’ya ilk defa insansı görüntüye sahip farklı gezegenden bir kapsül iniş yaptı. Konuşuldu, hediyeler falan verildi-alındı ve geldikleri gibi gittiler. Ve fakat bir anıt bıraktılar tıpkı rahmetli Neil Armstrong gibi. Rahmetli Neil nasıl “Barış içinde geldik” yazılı daşdan bi mini sütun diktiyse, bu gelenler de aynısını yaptılar… Böyle feci cezbedici maddelerden yapılı bi sütun dikip üzerine ilginç görüntülü bir yazı yazıp gittiler… Millet bu daşın etrafında dua etmeye falan başladı aradan yıllar geçince… Biz zannediyorduk ki onlarda “Yaşasın barış” falan yazdılar… Meğer “bekleyin enayiler” yazmışlar…. Şu anda dışarıda kan gövdeyi götürüyor… Evlerin camlarına kopmuş canlı beden parçaları çarpıyor… Bunlar 3 kişi geldilerdi… Meğersem biri emlakçı, diğer ikiside yeni evli çiftmiş… Uygun bi gezegen arıyolarmış… Biz de izzeti ikram edince emlakçı olan “Bakın en komplike ve dominant tür bile zır salak… Harika bir yer burası.” falan diye tapusunu satmış Dünya’nın… Fakat bi dakka yahu… Dünya’nın tapusu bende ki… Şurya bir yere koyduydum tapuyu… Demek ki 2022’de çok farklı bir şey oluyormuş…

Ne oluyormuş? İşte efendim Dünya’nın oluşumundan itibaren tam 5 milyar 344 milyon 216 bin 871 yıl sonra Dünya’nın çekirdeğinde ki mağmadan bazı canlılar türedi… Biz tabii bu ateş varlıkların varlığından bile habersizdik… Daha sonra yıllar geçtikçe hızlı bir mutasyonel evrim süreci geçirdiler… Ve evet… Yüzeye çıktılar… Korkunçtular… Bastıkları yer, dokundukları her şey eriyordu… Tıpkı suda parazitlerin türeyip canlı organizmaların ortaya çıkması suretiyle hayatın başlaması gibi bu ateş canlıları’da uzun süren zamanın varlığı sayesinde bu noktaya ulaştılar.

15:27                     16 Haziran 2018        Cumartesi                     İstanbul                    Bahadır Gezer

 

Hayvan sever Cemil;

“Cemil Abi! Cemil Abi!”

“Ne var lan?”

“Abi kedinin kötüne torpil sokup patlatmışlar abi!”

“Zatanist lan bunlar!”

“Naapalım abi?”

“Yapanları tek tek bulup her birinde en az 4 ana taşıyıcı kemik kıracaz.”

“İlimsel dayak atıcaz yani abi, öyle mi?”

“Plan proje ben de merak etmeyin.”

Hayvan sever yaklaşım ve zengin hayvan sever Cemil:

“Abi! Cemil abi!”

“Ne var lan?”

“Abi kedileri ağaçlara çıkarıp çıkarıp ağaç tepesinde bırakıyolar abi…”

“Benim aslanlardan 40 tanesini salın muhitlerinde, bakalım bi daha hayvanlara eziyet edecekler mi?”

“Abi aslanlar yer ki herkesi.”

“Aynen.”

 

Ya avi, bişey diim mi? Hayvansever Cüneyt tamam da hayvansever Cemil ne yav?

15:43                 16 Haziran 2018            Cumartesi                İstanbul                Bahadır Gezer

 

“Bugün yarın dün olacak…  yarın ise yarın bugün olacak.”

“Ne?”

“Bugün, yarın dünde kalırken yarın bugün olduğunda gün yarında bugün oluyor.”

“Arkadaşım sen iyi misin?”

“Yarının bugündeki aksının fiziksel görüntüsünün gölgede gizli olduğunu zaten dolaylı olarak anlatmıştım…”

“Al abi, bi limonata iç.”

“Hmm… Sağol… Hımpkh! Bu ne lan! Sıcak bu!”

“Sağlıklı olsun diye abi…”

“Rahatsız mısın lan sen bu havada hararetlenmiş adama sıcak limonata dayıyon!”

“Heh şöyle be abi… Biraz medeniyetlen be abi…”

“Bekle bak şimdi medeniyetin tosu gelcek…”

 

 

15:49                   16 Haziran 2018   Cumartesi                 İstanbul                 Bahadır Gezer

 

 

Az evvel bi itle iletiş kurdum… Kendisi dedi ki “Hoşt diyolar… Fakat hoşt hoş ile alakalı değil mi? Ne dediklerini bilmiyor bunlar.”

“Kim? Biz mi?” dedim.

“Hav” dedi ve hav havlayıp götünü koklayabilme çabasına döndü.

 

16:09                  16 Haziran 2018         Cumartesi               İstanbul             Bahadır Gezer

 

 

Bi tip anlattıydı… Bu bigün gene bilgisayarının karşısında sigara içerken bir küçük kül parçacığı ekrana yapışmış… Refleks olarak mouse kullanıp cursor ile tozu itmeye kalkmış… İşin garibi, bunu başarmış. Söylediğine göre refleks olarak düşünmeden olacağına kanaat getirerek davranması buna yol açmış… Milyonlarca counter strikeçının ekranlardan zıplaması hiç hoş olmaz bence…

 

18:23                16 Haziran 2018             Cumartesi              İstanbul            Bahadır Gezer

 

 

“Abi hadi, vakit geçiyo!”

“Öyle mi? Nerenden?”

 

15:20               17 Haziran 2018   Pazar                         İstanbul            Bahadır Gezer

 

 

Terli göt osuruğu

 

17:03         17 Haziran 2018       Pazar                                       İstanbul                Bahadır Gezer

 

 

Canım acıdı.

Yumurta pişiren sıcaklığa kavuşmuş asfalt üzerinde 2 km yalın ayak yürüdüm.

Canım çok acıdı.

Benzin istasyonunun gölgesinin bana ciddi anlam içerdiği bir kavuşma yaşadım serin beton zemin ile. Terlik aldım istasyondan. Yolun kenarlarının derin su kanalları olmasına küfür edemeden eve vardığımda, ayağıma batmış olan cam şişe kırıklarını görünce onları nasıl hissetmediğime bildiğin ızgara üzerinde yürüdükten sonra bir ayağın alabileceği hali almış ayaklarımın kondisyonundan ötürü şaşırmadım. Camları ayıkladım.

Günlerce. Canım yandı. Gecelerde zozonk zozozonk ritminde zonklamalar.

Kimse de anlamıyo zaten. “e ne var ki çıplak ayak asfaltta yürümekte?” falan. Yani kuğul bi tarafı da yok.

Denyoluk öyle bi denyoluk ki, bazen yapmış olduğum bir yontulmamış kütüklük benim kendi şahsımı bile şaşırtıp “vay be” dedirtebiliyor. Asfaltta niye o vaziyette yürüdüm?

Ben toprak ya da kır üstünde yürüyecem sandım.

 

18:28          17 Haziran 2018    Pazar                       İstanbul                      Bahadır Gezer

 

 

Adam çakma kroks terlik almış… Tipi kroks, materyal bildiğin beşinci kalite naylon… Sigarasını bitirdikten sonra atmış, bi de üstüne basmış… Sigara bunun terliğine yapışmış ama bu bunun farkına varmamış… Sigara içten içten yakmaya başlamış terliği… erite erite iç kısımlara doğru ilerlemiş korlaşmış yanık… Ve ayağı yanmış tabii…

Uyarı olarak söylüyorum…

Örneğin mes ile de sigara söndürmeyin bence…

 20:48            17 Haziran 2018       Pazar                     İstanbul                  Bahadır Gezer

Norveç malı ağda

00:53           25 Ağustos 2018                        Cumartesi                            İstanbul            Bahadır Gezer

 

Kapitalizm diil… Kapitalizm diil… Kaptalizm o… Kap, kapmak anlamında… Tal ise neğidüğü belirsiz bitkisel bir gelişim organı… Yani bu bağlamda, kazananı kadın kısmısı oluyor gibi geldi bana… Yani ben niye tal kapmak istiyim ki?

Ya da acaba tal yersem ultrasansasyonelitikfantazmos bi tip mi olucam? Olabilir lan belki…

Bizim apartmanda 3. Katta oturan genç erkek kişilik az evvel apartmana girerken benim camın önünde bağrındı küfrünü! Anası umumi, babası anonim evlad-ı fahişe apartmana girmeden evvel “götveren” diye bağrındı… Belli ki anasından orospu terbiyesi almış. İlgilenmiyorum hemşerim… Ne isen nesin… Eşikten geçmeden evvel kelimesi küfür olan ve gece gece sinirimi altüst edip uyumama kararı alıp kendisini dövmeyi arzulamamı sağlayan bir küfür oldu bu. İtiraf ediyorum: ben şimdiye kadar hiç kemik kırarak şahıs dövmedim. Burun kemik sayılmaz… O lades kemiği gibi bişey… Ama dayaktan kaburga kemiğimin kırılmışlığı var. Yani kemik kırma konusunda hayata karşı münasip bir hakkım doğmuş oluyo bu durumda. Kaburga kemiğinin nasıl kırılabileceğini çok iyi biliyorum.

02:44               25 Ağustos 2018                   Cumartesi                            İstanbul                 Bahadır Gezer

 

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bunun kullanım alanı eksik. Örneğin dumanımdan rahatsız olup şikayet edene “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyerek yanarca olduğum iması yapabilirim.

“Öf hamma cigara içtin be!”

“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.”

Erkin Koray dinlerken aklıma geldi…

12:19               19 Ağustos 2018            Pazar               İstanbul                                 Bahadır Gezer

 

This site is SSL certified.             Bu site SSL sertifikalıdır.

“Hanım kaç kaç! Oğlan atomu böldü!”

“Dedim sana alma o mikroskopu diye!”

“Hanım, kaç diyorum kaağğçç!”

“Biz ne kaçıcaz be!.. Elalem kaçsın…”

“Çokolaat kıızz çokolat kıığğzzz!”

“Hanım bizim oğlan Mansur Arklaştı… Artık iflah olmaz. Bilirsin, once you go bl… neyse…”

Zor soru: Üretim nasıl durdurulur?

-Genel anlamda Dünya’da tüm üretimi durdurmaktan bahsediliyorsa cevabı basit: İnsanlığı tüketerek… son soyunda oyulması ve son kalanların gözlerini kapamasının ardından üretim durur.

Peki genel anlamda değil de kişisel anlamda nasıl durdurulur üretim? Zor. Uyuşturucu ile. O da belki… Tembellik veya çalışkanlıktan değil üretkenlikten bahis.

-Yav biraz alakasız olacak velâkin, Dünya’da insanlığın olmadığını -Allah korusun- düşünsek… Tüm bu çevreyi dolduran canlıların egemenliğinde bir vahşi doğa belgeseli havasında bir Dünya… Öyle bir Dünya’ki leylekler her yıl aynı ağaçlara yuva yapa yapa bu yuvaları genişletmişler ve yine çalı çırpıdan yollar ile diğer yuvalara bağlamışlar. Yani hayvanlar bildiğin inşai çalışmalar yürütüyorlar.

-Bişey sorucam: Bu teknoloji ve ekonomide 8 milyar kişi çok değil mi? Yani bunu aşağıya çekmenin bir yolu yok mu? Örneğin Çin’de bir dönem uygulanan tek çocuk uygulaması neden BM Genel Konseyi tarafından oylanmaz?

-Benimle neden irtibata geçilmediği benim için bir muammadır.

00:40                       21 Haziran 2018          Perşembe              İstanbul                 Bahadır Gezer

 

Sahip bilir yüzük! Şimdiden diyeyim; fiyatı yaklaşık 2 malyon Dağlır.

Yüzük müthiş içdış pırlanta ile tene temas elmas- safir- yakut- zümrüt 4’ü bi arada! Ayrıca iç parmak izi sensöral tarayıcı sayesinde yalnızca sahibesinin parmağında duruyor. Farklı biri parmağına takarsa elektrik şoklama ya da zevke göre zehir enjeksiyonu ile potansiyel hırsızları uzak tutuyor.

Ya ve fakat takının değeri takanla değerlenir diye biliyorum. Yani birine bi 20bin Liralık bi takı sunulacakken hesaplanmalı “10 sene sonra bu 40 bin eder mi?”, eder ise o takıyı almaya değer… Diğil mi yoksa öyle? E kâr edilmeyecekse mücevherat niye alınsın ki?

 

23:21              17 Haziran 2018           Pazar                   İstanbul                    Bahadır Gezer

 

 

“Abi… mekan müthiş yani ciddiyetlen… Bildiğin bombastik… Yerlerin hoperlör kaplanması çok güzel olmuş… Bas ile neredeyse tüm mekan titreşiyo… Hava tireşiyo, yer kımıldaşıyo, afedersin kulbum bile titreşiyo müzikten… Titreşken mekan…”

“Yere içkini damlatma ulan yazık.”

“Yazık mı? Ben mi yazık? Yere damlatırsam mı yazık anlayamadım.”

“Sen ulan, sen yazık.”

“Ben nasıl yazık oluyorum ya? Hem ne demek ki yazık?”

“Böyle yazılmış gibi falan…”

“He yani tüh tüh vah vah anlamında değil.”

“En bilinen anlamı senin aklına gelmesin bile zaten. Yazıksın ulan.”

 13:29              19 Haziran 2018       Salı                                 İstanbul                 Bahadır Gezer

Yav uzun süre blogda bir paylaşımda bulunmayışımın nedenleri var. Hem de makul sebepler bunlar. Örneğin ikinci uluslararası kitap projesi “Semi” son iki-üç ay yoğun mesaimi aldı ki kendisini yazmaya 2007’de başlamıştım. Bu kitaba son şekil veriş ve son elemeden sonra yapılan son elemeler falan ciddi zaman doldurdu. Bununla beraber son yaklaşık bir aydır ciddi tembellik yapıyorum. Böyle uyandıktan sonra yataktan kalkmam yarım saat falan alıyor. Geriniyorum… Geriniyorum… Yastığın altına kafamı sokuyorum falan filan… Sonra kalkıp bir neskafe hazırlıyorum… Belki müzik açıyorum belki seyrek de olsa açmıyorum… Tüm yaşlar için boyama kitabını boyuyorum. Kitap okuyorum. Film izliyorum. Dışarı ender çıkıyorum. Düşünmeyi bırak, ne düşünebileceğimi bile düşünmüyorum. Bazen farklı dilleri çalışıyorum. İnternette televizyon izliyorum. Umursamıyorum. Bazen aklıma istemesemde ilginç ve “Vay be” dedirten şeyler geliyor ama diyorum “Amaan… Unut gitsin… Neyse ne…”.  İçinde oldukça konforlu, dışından oldukça sıkıcı görünen yaşam tarzı hakim son bir aydır bünyeme.

Yani bu durumda paylaşımda bulunmak da zorlaşıyor.

14:23                 12.12.2017      Salı                   İstanbul                                 Bahadır Gezer

 

 

Götekaçan diye bi yılan tipi vardır. Gerçektir. Göte kaçar. Rahatsız edicidir.

22:13                     22.2.2018         Perşembe                     İstanbul                     Bahadır Gezer

 

Söktüğüm perdelerin çengellerini sayacak perde profesyonelitesine ulaştım. “Çıt çıt çıt çıt çıt çıtx15 yeter ulan” dan “1 2 3 4 5 6x7 ne nanana!” haline geçiş yaptım. “İkiside aynı pencerenin yarım perdesi olmasına rağmen bunun niye 2 çengel fazlası var acaba?” falanlı manyatosferik düşüncelere dalıyorum. Perde sökme ve takma konusunda yeni taktikler geliştirme yolundayım. 32 çengelli bir perdeyi tek bir hamlede çıkarabilecek formül üzerinde çalışıyorum. Düveli sökmeden çengelleri takıp çıkarabilmenin de bir yolunu bulma yolunda ilerliyorum.

Neyse ya… geyik muhabbet…

13:03                       13 Mart 2017    Salı                            İstanbul                             Bahadır Gezer 

 

“İngiliz Dili ve Edebiyatı diyosun öyle mi?”

“Evet.”

“Ya ben bi hususu çok merak ediyorum İngiliz Dili ve Edebiyatı hakkında?”

“Nedir? Yardımcı olmaya çalışayım.”

“Hani bu ejderhalar var ya?”

“Evet var.”

“Bunların ağzından böyle alev çıkıyo.”

“Doğrudur. Evet.”

“Peki bunların ağzından çıkan bu ise götlerinden ne çıkıyo?”

“Whoa? Ne? Pardon. Nasıl?”

“Yani sıçıyo mu bu mahlukatlar?”

“Yazılı metinlerde ejderhaların nasıl sıçtığı ile ilgili bir kayıta ben rastlamadım.”

“He yani sıçabiliyo olabilirler yani?”… “Ne o? Kitlendin?”

23:23 :o                    13.Mart 2018         Salı                          İstanbul                     Bahadır Gezer

 

Tamogaçi, çim adam, commodore64, gameboy, bumerang t-shirt, teleon, cine5, jeton, kiralık kaset, Windows 3.1, Ericson 388, Ericson 688, paket servis Pizza Hut…

20:12        9 Aralık 2017 Cumartesi deftere yazılmış    şu an 11:14   14 Mart 2018    İstanbul  Bahadır Gezer

 

İnönü’de özel ses kayıt sistemi kurulur ve neredeyse bir stüdyo kayıt kalitesine ulaşılır. Ve 40 bin kişilik taraftar korosu burada 2 haftada bir albüm doldurur. “Bahçelerde ekin var, gel fener bize kadaaar… sana bişey göstercem kası…”, “Gücüne güüüç katmaya geldiiik, formanda teeer…”, “Sen kalbimin mehtabısın güneşisin sen ruhumuuunn...”, “Dattiridatdat dattiridatdat dattiridatdat daaa dat, dattiridaa…”, “Avrupa Avrupa duy sesimizi bu gelen Türkler’in ayak sesleri…” , “Dağ başını dumaan almıış, gümüş dere durmaz akar, Güneş ufuktan şimdi doğaar yürü…”, “Avrupa Avrupa duy sesimizi, bu gelen Beşiktaş’ın ayak sesleri…”, “Siyah-Beyaz” ve daha Beşiktaş taraftarının hit olmuş birçok tezahüratı albümde! Kaçırmayın! Alın ulan!

İlk 7 Aralık 2017’de akla gelmiş, bugün 11:27          14 Mart 2018           İstanbul                 Bahadır Gezer

 

Gel kısrağım, gel gel kısrağım

Bileceksin ben senin tayınım

mı?

Gel kısrağım, gel gel kısrağım

Bilirsin ben senin tayınım

 

12:08                            15 Mart 2018 Perşembe                       İstanbul                               Bahadır Gezer

 

 

Avrat, avrat, pusat

Bizde böyle haciii… at tarih oldi Veliefendi’de koşiii…

“Ulan aklımızı çelmeye çalışıyo… sakın tuzağa düşmeyin.”

“Ama mantıklı yan…”

“Sıs lan!”

avrat, avrat, pusat he? İstersen avrat, pusat, avrat da olabiliyorrr.

“Lahavlevelaguvveteillahabillahaazim”

“Abi ama hakl…”

“Ağzını yamulturum lan! Sus!”

“Ama abi şimdi burda at olsa naapçaz abi? Kırda gezintiye mi çıkçaz yani? Lüks abi at olayı artık… Lümpen bi olay hatta.”

“Lan! Laaağn!”

“Gaza gelme abi ama olay budur yani. İyi bi at mı istersin, BMW 116’mı? Hadi bakalım… Abicim… Ama öbür türlü, mesela ikişer hatun olsa şurda…”

“Lan salak iki avrat tek pusat demek birinden biri seni furacak!”

“Ne?”

“Nasıl topuklayacaksın?”

Hadi efendilerrrss… medeniyet denen pişey var… niye fursin ki ikinci avrat herhangi birisini?

“Yav sen kimsin?  Necisin? Ne ayaksın olm sen?”

avrat, pusat, avrat … geleneksel ve zamane uygiiin…

“Lan bak halâ… Sen dayaklık mısın lan?”

“Abi asabiyet yapma adama, belki fazla avrat var ondan böyle kasıyo.”

 

12:20                15 Mart 2018 Perşembe                             İstanbul                     Bahadır Gezer

 

90’lardan bi soru:

“Benimle tamogaçi büyütür müsün?”

Haydaa… 90’lar!.. daha on küsürlerdeyim yani!

“Çabalarım.”

 

“Naaaptın? Tamogaçinin hali ne böyle! Ne besini verilmiş, ne oyunu oynanmış… Bu ne yaa?!”

“Bunun tamogaçiden çok bizim hakkımızda olduğunu sanıyordum.”

“Ya ne alakası var? Salak mısın ya? Tamogaçi için herşey.”

Üst sınıftan kız bulma vakti geldi.

 

16:16               15 Mart 2018  Perşembe                       İstanbul                            Bahadır Gezer

 

Kutsal Kitaplar’da geleceğin “oldu, olmuştur” diye anlatıldığı bölümlerin hangileri olabileceği biliniyor mu?

 

22:14                   21 Mart 2018  Çarşamba                         İstanbul                        Bahadır Gezer

2017-2019© All Rights Reserved by Bahadır Gezer.

23:11         14 Ağustos 2018             Salı                           İstanbul                           Bahadır Gezer